
Thursday, April 26, 2007
Kadınlar

Tuesday, April 24, 2007
Gezelim Görelim

Thursday, April 19, 2007
Seviyoruum

And what can I tell you my brother, my killer
Yes, and thanks, for the trouble you took from her eyes
Burdaki olay çok içimi acıttı, adam öylesine aşık ki sevdiği kadının gözündeki gölgeyi bir başkası hatta en yakın arkadaşı bile kaldırsa, teşekkür ediyor, sevgilisinin gözünde o gölge yok artık diye.. Ve bu yüzden de iyi ki yoluma çıktın bana engel oldun belki senin kadar onu mutlu edemeyecektim diyor. Bu nasıl bir kendinden vazgeçiş, sevgiliye adanmışlık.. Ağlamak istiyorum. Hatta bu şarkıyı her dinlediğimde Leonard Cohen e sarılıp ağlamak istiyorum: "Çok yorgunum be Leonard Abi, beni bir tek sen anlarsın böhüüü" şeklinde.. Hani Atatürk büstüne "Çok yalnızım be Atam" diyen Kadir İnanır misali :)) (Komser Şekspir)
Veya:
And if you've got to sleep
Ben dayanabilirim diyen çıksın ortaya..
Tuesday, April 17, 2007
GÜZELDİK

Thursday, April 12, 2007
Ağır Ölüm

Tuesday, April 10, 2007
Zevk Düşkünü

Monday, April 09, 2007
THREE EXTREMES
Birincisi: Kutu (Box) Takashi Miike nin bir filmi. Takashi Miike yi "Audition" , "One missed call" gibi filmlerden anımsayabilirsiniz. Kendisinin Audition filminin konusunu biraz biliyor ve filmi seyretmeye korkuyorum :) Ama seyretmek farz oldu artık çünkü 3 Extremes deki filmi çokk güzel. Film 30 yaşlarında bir kadının gördüğü bir kabusla açılıyor, kadın her gece aynı kabusu görüyor, bir adam bir kutuyu gömüyor. Ve anlıyoruz ki kadının ikiz kardeşi ve kadın bir sirkte gösteri yapıyorlar, dans ediyorlar sonra bir kutunun içine giriyorlar, daha küçük oldukları için kutuya sığabiliyorlar ve beraber çalıştıkları adam (babaları olabilir) sihirbazlık numarası ile kızları kutudan kaybedip yerlerine çiçekler getiriyor. Klasik illüzyon..

Friday, April 06, 2007
Ben Bir Robotum Ama Sorun Değil
Madem filmlerden girdim olaya, az daha devam edeyim hızımı almışken. Biraz festivalden bahsedeyim. Çeşitli sebeplerden henüz sadece 3 film görebildim ama özellikle birinden bahsetmek istiyorum ki vizyona filan girerse kaçırmayınız. Bir akıl hastanesinde geçiyor film. Kahramanımız kendini cyborg sanan bir genç kız, öyle olduğuna inandığı için yemek yemiyor, robot bedeni bozulur diye düşünüyor. Bu yüzden çok fazla zayıflıyor. Ninesi de şizofrenmiş ve kendini fare sanıyormuş, sadece turp yiyormuş, bu ninesi ile vakit geçiriyormuş genelde, sonra ninesini akıl hastanesine kaldırmışlar fakat kadının takma dişleri bizim kahramanda kalmış. Ninesine takma dişleri yetiştiremediği için turp yiyemeyeceğini düşünüp üzülüyor kahramanımız, onu en çok üzen şey bu ve bu takma dişleri taktığında elektronik aletlerle konuşabileceğine inanmış.
Tuesday, April 03, 2007
SOBEEEE





Monday, April 02, 2007
LA LALAALAA

i carry your heart with me
i carry your heart
taşırım kalbini yanımda
işte en gizli sır kimsenin bilmediği(işte kökünün kökü ve goncasının goncası ve göğünün göğü hayat adlı bir ağacın;öyle ki büyür odaha yükseğe umabildiğinden ruhun ya da gizleyebildiğinden aklın)
taşırım kalbini
Thursday, March 29, 2007
AMANINNN
Tuesday, March 20, 2007
Talisman'ın Mutfakla İmtihanı

Thursday, March 15, 2007
Oblomov Olmayacağım

dediler ki hayat güzel
iyiler kazanır
tekrar gözden geçirdim
Thursday, March 08, 2007
Mixed
Friday, March 02, 2007
Post Doğumgünü Çocuğu


Monday, February 26, 2007
Aşık Oluyorum Eyvah :)

Wednesday, February 21, 2007
Laylayy
Tuesday, February 13, 2007
One Way Or Another

Daldan dala konasım var bugün..Başlayalım bakalım..
1- Sitenin bahçesinde çiçek açan bir ağaç gördüm, tepemden aşağı kaynar sular boşaldı. Normalde hayatta beni en mutlu eden şeylerden biridir baharda çiçeklenen ağaç görmek ama kış ortasında görünce fena oldum, sanki bahar sevincimiz elimizden alınmış gibi. Çok kötü çok..
2- Sevgililer günü geliyor, sevgilisizim ama nedense üzülmüyorum, içimde biryerlerde bilinçaltım üzülüyor ama bana çaktırmıyor olabilir mi? Sanmıyorum..
3- Çok çalışmak hayatımın fon müziği gibi artık canımı da çok sıkmıyor ama eskisi gibi sinemaya gidemiyorum yeni şeyler keşfedemiyorum gelecek hafta proje bitecek, hayatımı geri almayı planlıyorum. Bir hayatım vardı değil mi? Emin değilim..
4- İntihar etmek için bilekleri yanlamasına değil diklemesine kesmek gerekmiş. Wristcutters filmine gitmeyi çok istiyorum If İstanbul da, ama o gün projenin geçişi var, nere gidiyorsun hey yavrum hey.. Bu sene If İstanbul da harika filmlerin gelmesi ve benim hiçbirine gidemeyecek olmam beni delirtiyor.
Gidebileceklere tiyolar:
- Earthlings
- Bir başkanın ölümü
- Başkalarının hayatı
- Perverts Guide To Cinema (Cinema pervert ı olarak bunu kaçırmam bir felaket..)
5- O adar kitapçı dolaştım haftasonu, hiiç okunacak güzel bir kitap dikkatimi çekmedi, ben mi körüm, iyi kitap mı çıkmıyor?
6- Hep birşeylere yetişmeye çalışıyorum, hiçbirşeye yetişemiyorum. Nalet olsun.
7- Bugün yine normal yeme düzenime döndüm ama bilmiyom bilemiyom sonra neler olur, bekleyelim görelim.
8- İlaçlarıma da geri döndüm.
9- Uykum olsa da uyumamak için kendimle savaşıyorum, gözlerim hep şiş ve seyiriyorlar, ona da alıştım, vücudumda en hareketli yerim gözlerim, çok kalori yakmayı planlıyorum.:)
10- Hayat ne garip vapurlar filan :)) (Kaynak : Ekşi Sözlük)
Öperim sizi..
Ha bir de daha önce de bir post yazmıştım boş çıkmış.. Nihilist bir post olmuş..:)
Friday, February 09, 2007
Monday, February 05, 2007

Ben var ya.. Garip biriyim. Güdülerinin yönetiminde biriyim. Kendi kendisine "Öleceksin. öleceksin" diye diye yemek yemeye devam eden, hatta yemekten sonra değil yemekle eşzamanlı bunları düşünen, hatta kendini hastanelerde kolunda serumla hayal eden ama yemeye aynı iştahla devam eden başka insan var mı?
Sigara yüzünden elleri kolları kesilen ama içmeye devam edenlere çok şaşardım. Benim de onlardan farkım yok aslında. Sanki içimde denetim kabul etmeyen her tür düzenli aktiviteye gıcık olan herşeyi baltalamaya çalışan bir fitneus fücurus var. Ben onla mücadele edemiyorum.
Ayrıca bu "ya hep ya hiç" takıntısı da beni yordu. Yemeği çok yedinse ilaç da içme, hatta herşeyi bırak felsefesine gıcık oluyorum.
Sanırım kendimden çooooookkk sıkıldım.
Friday, February 02, 2007
Sırlar

Lounge Time beni sobelemiş..
Sanırım kimsenin bilmediği 5 şey sıralama sobesi. öyle algıladım, hemen sayayım ebelikten kurtulayım :)Aslında söylemediğim de az şey kaldı.. Bakalım:
1- GO oynarım ben, üniversitede iken GO Klubüne üyeydim. Yıllarca oynadım ve çok severim. GO ne ola ki derseniz, çook eski antik bir Japon oyunudur. Strateji oyunudur ve tahtada oynanır. iki kişi ile oynanır.Kendine ait bir felsefesi vardır. Anlatmakla bitmez. Derya denizdir. İlginizi çekerse:http://www.geocities.com/mehmet2112/
2- İstanbul a ilk geldiğimde sadece 15 dakika kaldım. Haydarpaşa garında..:) Ankara da okudum ben, İstanbul da arkadaşlarım vardı, birgün aklıma esti kimseyi arayıp haber vermeden trene atladım İstanbul a geldim gece 24,00 de, trenden inince arkadaşlarımın hepsini aradım ama birine bile ulaşamadım, İstanbul a ilk gelişim, gece vakti, feci şekilde tırsıyorum, hemen 24,15 e geri tren bileti aldım ve Haydapaşa garının orda 15 dakka seyrettim İstanbul u.. Çok sevdim, ben burda yaşayım bari dedim, dediğimi de yaptım..:) Yanlız o 15 dakka için tam 20 saat tren yolculuğu yapmış olmam hoştu..
3- Maymun iştahlıyım, boyna bişeylere merak sarar sonra sıkılırım. Latin Danslarına gittim, 4 kez filan sonra hop bıraktım, spor salonuna başladım bir iki gittim sonra kaçtım, ney üflemeye başladım, ki bu çok içimde kalmıştır hala devam etmek istiyorum ama onu da bıraktım. Kısa film çekmek istiyorum bir iki denemem de var ama ondan da sıkılıp kamerayı attım bi tarafa. Böyle herşeye bir saldırma, hiçbirinde uzun süre kalmama durumum var. Ama çok sebat gösterdiğim şeyler de oluyor tabii, örnekse GO.
4- Platonik aşk uzmanıyım. Çok pis platonik aşık olurum bir aşkın tüm safhalarını tek başıma yaşar tek başıma da bitiririm. Hayalperestim.. Ha bir de platonik aşık olduklarımla mutlaka arkadaş olurum canciğer. Tüm kız maceralarını dinler, akıl verir hatta düğünlerinde oynarım. zor zanaattır, kimseye tavsiye etmem.
5- Genelde sakin bir insanım ama damarıma basıırsa feci öfkelenirim ve karşımdakini korkuturum. Ses tonum bile değişir, bu ses benden mi çıkıyor diye kendim de şaşarım.
Eveet, şimdi de ben sobeliyim: Noni ve D-Chic, Deriella ve Limonağacı nı sobeledim. Deriella sobelediğim halde bişiy yazmazsan küserim bak çok pis küserim..:)
Tuesday, January 30, 2007
KAOS

O kadar çok şey var ki yazacak..
Nerden başlayım bilemiyorum ki.. En iyisi maddeliyim.
Başıma Gelen Abukluklar
1- İşyerinde hiç rahat değilim, daha önce dediğim gibi deli gibi çalışmaktayım. Bir türlü de yaranamamaktayım. Neden bilmemekteyim, son tahlilde çok da takmamaktayım..
2- Aile problemlerim oldu, kilometrelerce öteden onların kavgalarında arabuluculuk, arada kalıcılık, kendimi çok kötü üzmecilik yapmaktayım. Fazlasıyla canımı yakan bu proses neyse ki şu anda hafifledi, nerdeyse geçti ama delip de geçti. Bir kaç gece ağlayarak uyudum..
3- Bunca strese üzüntüye karşı koyamadım mı yoksa lanet olası bir iradesiz miyim bilmiyorum ama 3-5 gün çılgınlarr gibi yedim. Hele bir gün öyle böyle değildi. Doldur-boşalt mantığı ile çalıştım resmen. Yıpratıcıydı, lezzetsizdi. Zevk alarak yemedim sadece bişeyi dolduruyordum. Bir tür boşluğu..
4- Diyetisyene gittim, 101 olmuşum tekrar.. 2 adım ileri bir adım geri giden yağız bir yeniçeri delikanlısıyım. Aslında yakında 31 olcam pek de delikanlı sayılmam.. Ühühühü
5- 31 deyince aklıma geldi (yok yok o değil, terbiyesizler :)) ailemle ilgili bir sürü problem yaşadım ya, o an acaip evlenmek istedim, evli olsaydım bana dokunamazlardı, evlenmeliyim, ilk önüme gelenle evlenmeliyim diye düşündüm. Allahtan önme kimse gelmedi :)) Yoksa ben kel fodul demeden evlenecektim. Ne komik değil mi, kazık kadar okumuş kız, cahil filan değil, zaten uzakta yaşadığı ailesinden ayrılmak için evlenmek istiyor.
6- Şimdi bunu itiraf etmeye fecii utanıyorum ama bitmedi.. Hrant Dink e çok üzüldüm ya ben, deli oldum, gecelerce rüyamda gördüm, sonra belki de tesadüf ermeni birine aşık oldum, yani hoşlandım. Hrant Dink e üzülüp gördüğü ilk ermeniye aşık olan ilk insan olarak tarihe geçmek isterim. Utandım valla, utandım.. Bir de kendime etnik köken yüzünden ayrımcılık yapılmaz ama etnik köken yüzünden de aşık olunmaz şapşal deyip durdum. Pozitif ayrımcılık yani.Bu komik aşkın sonu da hüsran, evliymiş sevgili arkadaşımız. Şapşal talisman ilk bakacağı yere yani adamın yüzük parmağına en son baktığı için küçük çapta bir kalp kırıklığı yaşadı işte.
7- Bunu da itirafa zorlanıyorum ama aşık olurken asıl motivasyonum baba özlemi idi, baba.. Babam ben 11 yaşında iken öldü ve ben kendimi onun yokluğuna artık üzülmediğime ikna etmiş durumdaydım. Ama işte 30 yaşındayım ve hala baba özlemi motivasyonu ile birine aşık olabiliyorum. Aşk demeyelim de hoşlanma..
8- Yaa insanım sonuçta dalgalanıp duruluyorum, her gelen dert eninde sonunda gidiyor, yenilere yer açıyor..Varsın olsun.. Gelin len dertler..

9- Hrant Dink e geri döneceğim, onun ve karısının aşkına da ayrıca çok üzüldüm çok tatlı bir tanışma evlenme hikayeleri var ve bir fotoları vardı Tempo dergisinde, büyüledi o fotoğraf beni. Yanyanalar, Hrant Dink karısına bakıp gülümsüyor, karısı da objektife bakıyor gülümseyerek. Ama nasıl bir foto anlatamam. Sevgisi ile karısını sarıp sarmalamış bir adam ve bu sevgi ile sarhoş, hafif mağrur, hafif muzip ve çokça mutlu bir kadın. Öyle içim yandı ki. Neden güzel şeyleri, iyi şeyleri insanlardan alıyorlar? Neden insan gibi insanları koparıyorlar bizden? Yüreğimde hala bir yumru var.
Benden bu kadar, belki de ilk kez bu kadar açıyorum kendimi. Pişman değilim :)
Sevgiler.
Tuesday, January 23, 2007
Yorgunuum

Nasılım?
Feci şekilde çalışıyorum.. Cumartesi- Pazar, gece gündüz demeden..Uykum var hep, gece eve geliyorum genelde laptop kucağımda Lost u seyrederken içim geçiyor, tehlikeli birşey biliyorum ama ne yapayım, izlemek istiyor deli gönül.. Sora ışık açık ööyle uyuyup kalmış oluyom üzerimde kıyafetler, sora sabah servisin gelmesine 3 dakka kala yataktan ok gibi fırlıyorum, bi telaş üstümü değişip, yıldırım gibi servise yetişiyorum ve serviste uyumaya devam ediyorum sanki yataktan hiç kalmamış gibi hissediyorum bazen, işyerine gelene kadar da uyanmıyorum her seferinde aynı yerde (işe gelmeden 3 dakka önce filan) irkilerek uyanıyorum, Pavlov un Talisman ı oldum yani..:)
Proje biterse geçecek diye umuyorum, ummak istiyorum. Sinemaya gidemiyorum, bunalıma giriyorum, Lost u bölük pörçük izlemekten sıkıldım. İnsanları besleyen şeyler var bence hayatta, bu hayata tahammül etmemizi sağlayan, kiminin ailesidir, kiminin çocuğudur, kiminin hobileridir, benimkiler de sinema- kitap şeklinde ve tabii sevgili arkadaşlarım.. Ama şu dönemde hepsinden uzaktayım.. Neyse çok ağlanmıyım geçecek elbet..
Onun dışındaaa rejim nasıl derseniz iyi, ama iki kez sapıttım, ikisinde de çikolata ve fındık yedim. Bunun için çok mutsuz hissetmiyorum kendimi, aynen devam ediyorum çünkü bu sapıtmalardan sonra.. Ve vücudumun ihtiyacı var, hissediyorum. Özellikle regl olmaya yakın krizimde bunu iyice anladım, yani sırf keyiften bunalımdan değil, vücut istiyordu resmen.. Yani içim rahat, salataya devam..:)Diyetisyen randevum da Pazartesi bakalım neler olcak..
Bu arada Hrant Dink e çok üzüldüm. Yürekli özgür bir güvercini, ummadığı şekilde katledebilen insan müsvetteleri yüzünden insanlığımdan utanıyorum. Ne Ermenilere ne Türklere yaranma peşinde olmayan, kendi özgün fikirlerini savunup mücadelesini veren, hiçbir hazır düşünceye, kuruma sırtını dayamayan insan gibi bir insanımızı, Türkçe' yi çok yetkin kullanan bir gazetecimizi kaybettik. Başımız sağolsun.
Monday, January 15, 2007
90 lar..

Trınım trınım.. Sabah Talisman diyetisyene gitti ve 1,4 kg erimiş olduğunu gördü.. Görmemişin kilo vermesi şeklinde bunu hemencik paylaşmak istedi..:))
Heyoo artık 90 lı kilolardayım, 99,8 ama olsun, sonuçta 100 den az daha ne olsun..:)Diyetisyen tartıdaki başarı önemli değil ben yeme alışkanlıklarınızla ilgileniyorum deyip beni bozmasa daha mutlu olcaktım ama neyse :) Arada yemek saatlerim filan şaştığı için söyledi bunu ama ne yapayım, geçen hafta bir gün bile 22,00 den önce eve giremedim,Cumartesi Pazar çalıştım, bu şartlara her yemek istediğini bulamıyorsun ki.. Neyse bahane bulmayım artık yemeğimi işe taşıycam, kuru meyvelerimi, cevizi fındığı getirdim şimdiden..(Diyette gün
de 2 ceviz 8 fındık var.) Yarın da sebze yemeği taşıycam onun için bugün cam saklama kabı alcam, umarım güzel birşey bulurum da döküp saçmam. :))Diyet böyle, diğer şeylere gelince çalışma söylediğim gibi baya hayatımı istila etmiş durumda, bunun dışında Beynelmilel filmine gittim. Özgü Namal a aşık oldum bu nasıl güzel, doğal, süper oyunculuk öyle yahuu.. Film de fena değildi, bence kötü bağlanmış sonuna rağmen.. Eli yüzü düzgün güzel bir Türk filmi örneğiydi. Son dinemde Türk sinemasının şahlanması çok hoşuma gidiyor.
Bir de tiyatroya gittim: Mikado nun Çöpleri. O da güzeldi, yakışıklı Timuçin Esen le adını hatırlayamadığım oyuncu sevgilisinin oynadığı iki kişilik bir oyun. İlk yarıda çok güldüm, ikinci yarıda hüzünlendim. Oyun gücü olarak ikisi de süperdi. Ama Tİmuçin Esen meğer göründüğünden çok zayıfmış, yakışıklılık olarak iyi randıman alamadım. Varsın olsun zaten tiyatro aşkı ile gitmiştim oyuna(!)
Öperim herkesi.
Wednesday, January 10, 2007
Güzel Haber :)

Kırmızı karlar yağmaya başlarsa bugünlerde şaşırmayınız anlayınız ki Talisman ilk kez blogundan güzel bir rejim haberi verecektir. :) Evet evet, yaşasın güzel haber, hem de rejimle ilgili.. 25 Aralıktan 06 Ocak a kadar olan dönemde 5 kilo vermişim.. 25 aralık endokrinolog a gittiğim ve tartıldığım gün 106 çıkmıştım. 06 Ocak ta da diyetisyene gittim orda tartıldım ve ta taam 101 çıktım. Tabii ki ilk başlangıç olduğu ve kilom çok fazla olduğu için bu hız normal ama yine de çok hoşuma gitti tabii..:) İlacın da faydası olmuştur belki benim inatçı kilolara karşı. Ama tabii genelde yediğime göre az yedim hatta kurban bayramında anne yapımı ev baklavalarına, böreklerine ve dahi kavurmalarına göğüs gerdim ve yenilmedim, karada ölüm yok bana :)
Zayıf bir arkadaşım (yani bana göre zayıf, kendisi kilo vermek istiyor.) bana "bu işin sırrı ne, bana da öğret" dedi, valla dedim "benim sır işine yaramaz çünkü sırrım, yemeğin üstüne bir de hamburger yemeyi bırakmam" dedim, çok güldük, doğru ama, her öğünde 3 öğünlük şey yemek alışkanlığımdı..Neysem geride kaldı artık, yani inşallah :)
Tabii herşey toz pembe değil, son üç gündür sevgili ilacım canıma okuyor biraz, hamile gibi dolaşıyorum, herşey midemi bulandırıyor ve kokulara karşı çok hassasım, her an midem ağzımda. Gerçi bugün daha iyiyim sanırım alışıyor bünye.
Bunun dışında feci şekilde yoğunum, bir çalışıyorum, bir çalışıyorum o kadar olur. Blogumu da böyle uzun süre güncellemememin sebebi o. Deli gibi bir tempo var. Ocak sonu biraz hafifler diye ümid ediyorum. 
Bir de çok güzel bir şeyden bahsetmek istiyorum o da : Dot Tiyatrosu. İstanbul da İstiklal Caddesinde ufak bir tiyatro salonları var, oturma düzeni itibariyle sahne ortada, yani iki yanında seyirciler var ve sahne ile oturulan yerlerin arası 1 metre ve aynı düzeyde koltuklar. Sanki 15-20 kişi toplanmışınız ve evinizin salonunda tiyatro oyunu oynanıyor. Böyle bir ortam ve gördüğüm oyun yani "Böcek" o kadar iyidi ki anlatamam. Resmen bizi hipnotize ettiler, oyunun temposu bir an düşmedi, bir an rahat nefes aldırmadılar, o kadar da gerilimli bir metni vardı. Ve mükemmel oyunculuk. Bilmiyorum sanki artık başka bir oyun izleyemem gibi geliyor bana.
Merak edenler için dot tiyatrosunun sitesi:
http://www.go-dot.org/
Fotolar da oyundan..
Ya özlemişim blogumu bee, bir daha ayrı kalmam bu kadar..:)
Friday, December 29, 2006
2007 Bizim Yılımız Olsun

2006 dan 2007 ye girerken hem 2006 da yaşadığım şeyleri hatırlamak hem de 2007 sonunda yapmış olmak istediğim şeyleri (gavurun new years resolution dediği olay) listelemek istedim zaten Kanat Atkaya misali listeler yapmaya özel bir ilgim var.
Hemen başlıyorum,
Önce 2006 nın önemli olayları:
1- İş değiştirdim. Önemli bir değişiklikti, sancılı oldu, karar vermem de eski işimden kopmam da.. Severek ayrıldık denir ya o hesap. Son gün işten eve dönünce bağıra bağıra ağlamamı unutamam mesela. Bir de bu tip olayların hep fon müziği vardır bende. Bununki de Çamur grubundan "Yok" şarkısı.Ama herşeye rağmen iş değiştirmem doğru bir karardı ve benim için en iyisiydi.
2- Aldığım yaklaşık 15 kilo.. Buna yorum yapmıyorum. Ama vardır bunun da bir sebebi, bunu yaşamam gerekmiş, inanırım ben böyle şeylere.
3- Ablamların İstanbul dan taşınması - Yeğen aşeriyorum resmen, bu da pek hoş değilmiş geçelim.
4- Kuzenimin ayağını kırması- Hayatta hep başkalarının başına gelir sandığımız bir aksiliğin yanıbaşımızdakine gelmesi ile sarsılma..- Bunu da geçtik.
5- Hoşlandığım kişinin- onun hoşlandığımdan haberi yoktu- en yakın arkadaşlarımdan biri ile beraber olmaya başlaması. En yakın arkadaşımın haberi olduğu için biraz acıtıcıydı, özellikle benim doğumgünümde biraraya gelip beraber olmaya başladıkları düşünülürse :) Ama yapacak birşey yoktu, sonuçta hoşlandığım kişi benden hoşlanmıyordu, arkadaşımın da aralarında böylesi bir elektrik varken vazgeçmesi düşünülemezdi. Ama acıtıyor arkadaşlar. Bu da geçti ama, o arkadaşımla bağlarım da kopmadı, bu krizi bu şekilde yönetip aşabildiğim için kendimi iyi hissediyorum aslında..(Ay pek açılıp saçıldım. Varsın olsun.)
Ay çok süper geçmemiş 2006, ama olsun içinde küçük mutluluklardan bol bol vardı, yazmaya gelince akla gelmeyen ama beni pek mutlu eden.. Çok kahkaha vardı, çok arkadaşlarla geçirilen güzel vakit vardı, güzel filmler vardı, güzel yeni dostluklar vardı. Gidilen keşfedilen yeni mekanlar, geziler vardı. Yeğenciğimle geçirdiğim bir sürü güzel zaman vardı, onun minicik eli elimdeyken hiçbirşey kötü görünmedi bana bu yıl da.
Hem nasıl unuturum 2006 da blog dünyası ile tanıştım ve şu an yüzünü gömeden sevdiğim arkadaş olarak gördüğüm pek güzel dostlarım var.
Şimdi mutlu oldum hiç yoktan..:) Ama zamanım azaldı 2007 de yapmak istediklerim gelecek postun konusu olsun.
Hepinizi öpüyorum, 2007 de tüm blogger arkadaşlarım çok mutlu olsun, sevenleri ile coşkulu mutlu süpper bir yıl geçirsin. Tabii ben de ;)
Wednesday, December 27, 2006
Nothing Is Impossible

Diyet konularına ara verdik sevgili Hugh le ama yine de Pazartesi günkü endokrinolog randevusunu anlatmak ister deli gönül..
Olay şöyle gelişti, sabahın kör vaktinde henüz kargalar kahvaltılarını yeni bitirmiş çaylarını içerken doktorun kapısındaydım ben. Orta yaşlı babacan bir adamcağız. Bana bir sürü soru sordu genetik yatkınlıklarım filan için. Sonra bi tepeden tırnağa muayene etti. Sonra beni tarttı, hiç hoş değil. :) 106 çıktım. Ama işin komiği boyumu da daha uzun tarttı. 2 santim uzamışım :))) Nası oluyosa..
Neysem sonra dedi ki, "Sende insülin direnci var ve bunu düzeltmemiz gerek, şeker hastalığı, Tip2 Diyabet için potansiyel oluşturuyor. Belki yarın olmazsın ama 5 sene sonra olursun, bilemedin 10 ama olursun"
Insülin direncini de şöyle açıkladı normal bir insan kan şekerini dengede tutabilmek için insülini 7 mg salgılarken benim vücut insüline direndiği için daha fazla insüline ihtiyaç duyuluyor ve ben 20 mg insülin salgılıyormuşum. Umarım doğru aktarmışımdır, ben böyle anladım. Sonra bir örnek verdi, bir hastası 30 mg salgılarken gelmiş, 130 kg filanmış, 80 kg civarlarına gelince bunun salgılaması normal yani 7 mg a düşmüş.
Yani kilo verilince halloluyormuş bu sorun ama bu sorun olduğu için de kilo vermen güç, hangisi hangisini doğuruyor belli değil, yumurta tavuk ilişkisi gibi. Bir yerde bu döngüye son vermemiz gerek.
Bunu da şöyle yapacağız, doktorum 3 şeyle olacak bu iş dedi.
1- Diyet (ne süpriz değil mi :))
2- Egzersiz (Spor salonuna filan gerek yok her gün yürü yeter dedi doktor.)
3- Glucophage
Bu üçüncü güzide bir ilacımız olup, kendisi beni iyi edeceğine hasta etmiş, güçten düşürmüştür. Şöyle ki, bu ilaç vücudun mevcut insülini kullanmasını sağlıyor, o direnci kırıyor, iştahı da bu nedenle azaltıyor, zaten çok iştahlı olmamın sebebi çok insülin salgılamakmış. İlaç vücudun insülini kullanmasını sağladığı için vücut extradan insülin salgılamıyor, iştahın da normalleşiyor.
Ben hemen Pazartesi başladım, ilk başta birşey olmadı ama yatmaya yakın bir mide bulantısı bir halsizlik. Neyse uyudum zar zor, gecenin köründe acaip bir karın ağrısı ile uyandım, ishal da yapmış ilaç.. Ama bu yan etkiler normalmiş,bir süre sonra geçiyormuş. Neyse bakalım.
Bu arada Sashacım (karmançorman) bana kendi tecrübelerinden çok bilgi aktardı, sağolsun, umut verdi bana, ben de onun gibi 3 aydan sonra ilacı kesmeyi hedefliyorum.
Ay çok yazdım, konuyla ilgisi olmayanlardan özür.
Bu arada ben tabii ki 3 gündür diyet yapıyor, yürüyor ve ilacımı içiyorum, artık bitecek bu iş.. Ve cidden iştahım azaldı. (Gerçi biraz da mide bulantısı ile başarıyor ilaç bunu bence ama :))Kararlıyım ve kendimi şimdiden en azından moral olarak hafif hissediyorum. :)
Sözlerimi de sevgili Depeche Mode un çok anlamlı "Nothing is Impossible" şarkısı ile noktalıyorum. (Sezen Cumhur Önal oldum ayak üstü :))Sahiden şu anki halime cuk oturuyor şarkı.
Nothing Is Impossible
just give me a reason, some kind of sign
i’ll need a miracle to help me this time
i heard what you said, and i feel the same
i know in my heart that i’ll have to change
even the stars look brighter tonight
nothing’s impossible
i still believe in love at first sight
nothing’s impossible
Türkçesi: (Bu sefer kendim çevirdim, idare edin :))
Bana bir sebep ver, bir çeşit işaret
Bu sefer bana yardımcı bir mucizeye ihtiyacım var
Ne dediğini duydum, ben de aynını hissediyorum
Kalbimde biliyorum ki, değişmeliyim.
Bu gece yıldızlar bile daha parlak görünüyor.
Hiçbirşey imkansız değil.
Hala ilk görüşte aşka inanıyorum
Hiçbirşey imkansız değil.
Not: Foto bir nebula fotoğrafı, bayılıyorum bunlara..
Tuesday, December 26, 2006
Hunk
Sunday, December 24, 2006
Hey You!

Bugün Pazar, insanların saat 10,00 a kadar yatakta oyalanmayı sevdikleri, zengin sabah kahvaltıları hazırladıkları (ya da hazır kahvaltılara kondukları özellikle erkek veya çocuklarsa) gazetelerin Pazar eklerini tembel tembel karıştırdıkları bir gün.. O zaman.. O zaman benim işyerinde ne işim vaaarrr?? Buranın bağrınarak söylendiğini hayal edin.. :)
Evet işteyim, pek moralim bozuk değil aslında kendimi acındırdığıma bakmayın..
Hemen son haberler, insülin testlerinde insülin direncimin olduğu ortaya çıktı, bunu uzun uzun anlatmıycam, sadece yağlanmayı sağlayan pis bişey işte.. Şişmanlık bunu tetikliyor, bu da şişmanlığı arttırıyor böyle mutlu kardeşler bunlar: obeziteyle insülin direnci.. Bozacam işte mutluluğunuzu.. Böyle bir psikopatlık geldi üstüme sanki insülin direnci bir insanmış da benim düşmanımmış gibi konuşuyom.. Hişş kime diyorum İnsülin Direnci, gelirsem oraya fena yaparım.. Bakma öyle suratıma, hişş sırıtmaaa.. Aha yandı benim devreler..:))
Neysem önlem olarak Pazartesi sabah saat 08,00 e endokrinolog la randevu alındı, kendimi Türk hekimlerine emanet edeceğim.:) Bir de bu insülin direnci şeker hastalığı demek değilmiş, onu sordum doktora sesim titreyerek, hayır şeker hastası değilsiniz ama bu durum potansiyel oluşturuyor dedi. Öldürcem seni potansiyeeell.. Biraz da PMS in yardımıyla delirdim arkadaşlar :)
Akşama Nip Tuck var, heyooo..:) Güzel şeyler var canım hayatta.. Değil mi? Var deyiiin..:)
Bir de Hey You dinleyip duruyom, ne varsa eskilerde var, hey gidi Pink Floyd..Sözlerini de paylaşmazsam çatlarım, bir de tabii ki herkes İngilizce bilmek zorunda olmadığı için Türkçesini de ekledim.
hey you,
out there in the cold getting lonely, getting old
can you feel me?
hey you, standing in the aisles
with itchy feet and fading smiles
can you feel me?
hey you, dont help them to bury the light
don't give in without a fight.
hey you, out there on your own
sitting naked by the phone
would you touch me?
hey you, with you ear against the wall
waiting for someone to call out
would you touch me?
hey you, would you help me to carry the stone?
open your heart, i'm coming home.
but it was only fantasy.
the wall was too high,as you can see.
no matter how he tried,
he could not break free.
and the worms ate into his brain.,
hey you, standing in the road
always doing what you're told,
can you help me?
hey you, out there beyond the wall,
breaking bottles in the hall,
can you help me?
hey you, don't tell me there's no hope at all
together we stand, divided we fall.
hey sen! dışarda soğukta bekleyenyalnız başına ve çökmüş, beni hissedebiliyormusun?
hey sen! geçitte ayakta durankaşınan ayakların ve solan gülüşünle, beni hissedebiliyor musun?hey sen! ışığı gömmelerine yardımcı olma onlara boyun eğme döğüşmeden.
hey sen! orada duran tek başına çırılçıplak telefonun yanında, bana dokunabilir misin?
hey sen! kulağını duvara dayamış durankendini çağıracak birini bekleyen, bana dokunabilir misin?
hey sen! taşı götürmeme yardım eder misin?aç kalbini yuvama dönüyorum.
ama her şey sadece bir düştü duvar çok yüksekti gördüğün gibi
önemli değil onca çabalaması, kurtulamadı sonunda
ve solucanlar yedi beynini.
hey sen! yoldaki, her söylenene boyun eğen, bana yardım edebilir misin?
hey sen! duvarın yanındaki salonda şişeleri kırarken, bana yardım edebilir misin?
hey sen! hiçbir zaman umut olmadığını söyleme bana.Birlikte ayaktayız, yıkılırız bölününce.
Thursday, December 21, 2006
Hello Loneliness

i. her şeyi süpürebilirsin;
sonbaharı süpüremezsin.
sen her şeyi süpürebilirsin;
sonbaharı süpüremezsin.
yalnızsa
sürekli bir sonbaharı
süpürür hep.
düşünemezsin.
ii.
yanar
sobasında
yalnızın
üşüyen
bakışları.
lambasında
karanlığa donuk
bir ışık titrer
sönük-sönük.
penceresi dışına kapanmıştır,
kapısı içine örtük.
iii.
yalnız bin yıl yasar
kendini bir anada.
iv.
yalnızın nesi var, nesi yoksa
tümü birdenbiredir.
v.
yalnız bir ordudur
kendi çölünde
sonsuz savaşlarında
hep yenen kendi ordusunu.
vi.
yalnızın sakladığı bir şey vardır;
boyuna yerini değiştirir,
boyuna onu arar.
biri bulsa diye.
vii.
yalnız hem bilgesi,
hem delisidir kendi dünyasının.
ayrıca; hem efendisi
hem kölesidir kendisinin
tadını çıkaramaz
görecesiz
dünyasında hiçbirinin
viii.
yalnız sürekli dinleyendir
söylenmemiş bir sözü.
ix.
sözünde durması yalnızın
yalancılığıdır kendisine.
ozdemir asaf
Tuesday, December 19, 2006
Obesian Rhapsody

Zayıf Olmanın Getirebileceği Yararlar listesi yapacaktım ama baktım bir önceki şişmanlığın zararlarının tersi oluyor sadece, yeni birşey söyleyemiyorum, bıraktım ben de.. Onun yerine hafta sonu başıma gelenleri anlatayım.
Cumartesi doktora gittim, alakasız bir branş olduğu halde benden şeker yüklemesi testi istedi doktor. Şişmanlıktan dolayı tabii. Neyse efenim ben aç karna kan aldırdım sora bana kocaa bir bardak şekerli su içirdiler. İki saat geçti, (birşey yiyip içmedim) bir de öyle kanımı aldılar. Benim de damarlar yüzeye yakın değildir, çok zorlandılar, sonunda elimden aldılar, baya bir canım yandı.
Neyse yaptırdım bu testleri sonra sahilde yürüdüm, kendimi iyi hissediyodum, yürüyüş sonunda bir markete girdim, birşeyler alırken, aman tanrım, nasıl bir halsizlik geldi üstüme nasıl, soğuk soğuk terliyorum, ellerim filan titriyor, şeker yüklemesi ve açlıktan oldu tabii. Ama tarifsiz bir his, nerdeyse bayılacağım, zar zor gidip markette sergilenen İkram bisküvilerinden birtane alıp ağzıma attım ama alırken ellerim filan zangır zangır titriyor :) Sonra bu bana ilaç gibi geldi, azcık kendime geldim, taksiye atlayıp vınn eve, ardından evde ne var ne yok mideye transfer :) Yine de kendime gelemedim, erkenden uyudum, Cumartesi günüm böylece öldü, ne sinemaya gidebildim ne başka şeye. Pazar da çalıştım yine :( Haftasonunun tek pırıltısı Pazar gecesi çıkan Nip Tuck ın muhteşem bölümü oldu.
Bu arada test sonuçlarını aldım ama henüz doktorla görüşemedim, büyük ihtimal beni bir diyetisyene sepetliycek, yüksek çıkmış gibi duruyor değerler. Birazcık endişeli, birazcık "artık gereğini yapıcaz." modundayım.
Ama sanmayın ki yediklerime dikkat ediyorum, yine çılgınlar gibi yiyorum :( Resmen vücudumun eritmekte zorlanıp yorgun düştüğünü görüyorum. Neyse geçecek ama bunlar. İnanıyorum.
Başımıza gelen bütün bu şeyler,
Dünyada olmamaktan daha iyi.
Hem bizim için hasret falan da neymiş ki,
Sen orda yıldızlara bakar dalarsın,
Ben burda cigaramı yakar dalarım.
İşte olur biter.
Ezginin Günlüğü' nün muhteşem şarkısı, zor zamanlarımda bana yardımcı olur hep. Burdaki hasret kalınan sevgili değil, zayıflık tabii :))
Sunday, December 17, 2006
BitterSweet

Şişmanlığım yüzünden çektiğim acılar:
- Rahat yürüyememek , yürürken soluk soluğa kalmak
- Çok yemek yiyince hiç birşey yapmak istememek, yerinden kıpırdayamamak
- Çok kötü beslendiğim bazı günler kabızlık sorunu çekmek, canımın aşırı yanması
- Bazen çok yağlı salçalı vb yediğimde yediklerimin ağzıma gelip boğazımı yakması, o iğrenç tat
- Devamlı sağlığımdan endişe duymak, kalp hastalığı riski
- Bel fıtığı riski
- Estetik olarak kendini çirkin bulmak
- Etrafın şişman olduğun için seni görüş biçimleri
- Karşı cinsle ilişki ihtimalini bile düşünememek- sebebi biraz da özgüven eksikliği ama özgüvensizliği tetikleyen de şişmanlık
- Ailemin benimle ilgili kaygıları, onları mutsuz etmem
- Biryerlere tırmanamamak, herkes mesela gezide duvardan atlamak gerektiğinde atlayıp giderken boynu bükük kalmak
- Giyecek alışverişinde sıkıntılar, bedenine ve yaşına göre birşey bulamamak
- Obez lafının can acıtması
- Kolesterol yüksekliği yüzünden karşı karşıya kalınan tehlikeler
- Yaş ilerleyip de kilo vermek istersem derimin pörsüyeceği gerçeğini hep düşünüp bunalmam
- Hep hayatı kaçırıyor gibi hissetmek
- Gidilen dans edilen mekanlarda bedeninin salınımlarından kaygı duymak, gönlünce dans edememek
- İnsanların “neden yiyor ki, iradesiz” diye düşündüklerini bilmek- hepsi olmasa da..
- Aynalara tedirgin bakmak
- Fotoğraf çekilirken tedirginleşmek, hele fotolara bakılırken resmen korkmak
- Ofiste dışarı çıkmak için herkesin önünden geçmek zorunda isen dışarı bir türlü çıkamayıp yerinde patlamak.
- Görünmez olmaya çalışmak
- Birinden hoşlanırsan acı çekmek, hoşlanma hakkının bile olmadığına inanmak
- Hep tercih edilmeyen konumunda olmak
- Gece kalkıp çok yiyince çekilen hazımsızlık, göbeğin şiş halinin verdiği maddi acı-estetik değil.
- Çizme giyememek
- Ayaklarının şişmanlayınca büyümesi, ayakkabılara sığamamak
- Bikini giyememek
- Etek giyememek
Şişmanlığın faydaları:
- Yenen yemeklerin verdiği rahatlık hissi- maksimum yarım saat
- Çok yiyince hiçbirşey düşünmemek, kaygıların bir süre rahat bırakması
- Şişmanlığı bahane edip karşı cinsle ilgilenmeyince ilişkilerin getirebileceği anksiyetelerden kurtulma
- Hayatı ertelemek için süper bir bahane
- Yatarken çekirdek kabını koyabileceğin bir göbeğe sahip olma :)
Yaa listelerim böyle bunları hazırlayınca akşama oluşan o müthiiş iştahım biraz azaldı, ekleyecek birşey de bulamadım. İşte.. Story Of My Life. :)
Bundan ibaret olmadığım bir yaşam özlemiyle.
Bir de zayıf olmanın getireceği yararlar şeklinde bir liste hazırlayacağım.
Arkası yarın :)
Tuesday, December 12, 2006
Haftanın Çorbası: Bebek İsteği- Masumiyet- Kader- Kese Kağıdı- Estetik Cerrahi

Evet, bu konulardan bahsedeceğim, yanyana pek uyumlu olmadılar ama son dönemde kafamı meşgul edenler bunlar.
Öncelikle bebek.. Cumartesi günü bir arkadaşımın 3 aylık bebeğini görmeye gittim, nasıl güzel bir yaratık anlatamam, kapkara güzel gözler, ufacık ağız, tombili yanaklar ve gıdı, ortada minicik pamuk bir çene.. Ve nasıl uslu. Kucak yadırgama filan yok, biz oradayken bir kez bile ağlamadı, kendi dilinde muhabbet bile etti. Çevirebilecek olanlar varsa şöyle birşeyler dedi: Agu gu hevv (gerçekten hev diyo:)) Muhteşem birşeydi, maşallah nazar değmesin. O kadar istedim ki bir bebeğim olmasını, bunun için gerekenlerin başlangıcına bile sahip değilim, bu okuma yazma bilmeyen birinin Dostoyevski okmayı istemesi gibi birşey ama ne yapayım, istemekte suç değil ya. Hem hormonlarımın düzgün çalıştığını gösterir. ;) Yıllarca evlilik kurumu saçma, kadınları eve bağlama tuzağı, annelik değil kariyer önemli vb saçmalıklarını savunduktan sonra insan kendini 30 yaşında ve bir bebeğin karşısında erir bulabiliyor. Kader..
Kader demişken ben Cumartesi günü bir de Zeki Demirkubuz un Masumiyet filmini seyrettim. Ciğerdelen bir film, insanın içine oturan. Oyunculuklar mükemmel. Haluk Bilginer, derya Alabora döktürmüşler. Pazar günü de sinemada Masumiyette anlatılan hikayenin başlangıcını çektikleri Kader filmini seyrettim. Konu bilmeyenler için şöyle özetlenebilir, (Zeki Demirkubuz özetlemiş.) Bekir, Uğur a aşıktır. (Uğur kadın) Uğur Zagor' a, Zagor ise suça.. Bekir Uğur için kurulu düzenini, işini, karısını çocuklarını bırakır, Uğur ise hapiste olan sevgilisi Zagor un peşinden il il dolaşmaktadır. Para için pavyonlarda çalışır. Bekir de Uğur un peşinden gelir. Uğur Bekir i sevmez, gelmesini istemez, karına dön der ama Bekir Uğur dan kaçsa da döner dolaşır yine peşine düşer Uğur un. Bir kez bile dokunmadan sadece sevdiğinin yanında olur, onun Zagor a aşkı da farklı değildir, bir kez dokunmadan hapiste olan sevgilisinin peşinden her yere gider, yaşayabilmek için fahişelik de yapar. İki ölümüne aşık insan.. Böyle aşk olabilir mi? Aşk bunlara kadir mi? Yoksa dokunamamak imkansızlık mı besler aşkı? İnsan aşkı için herşeyinden vazgeçip mıknatıs gibi çekilir mi? Yola düştüğünün farkında olmadan yollara düşer mi? Off off.. Öyle etkileyiciydi ki.. Kader den çıktıktan sonra bile ağladım ki genelde filmlere filmi seyrederken ağlarım :)Herkese tavsye ederim.
Geldik kesekağıdına.. Bu biraz muzur bir konu ama takıldı kafama paylaşacağım. Ben NipTuck dizisini çok severim. İki estetik cerrahı anlatır biri daha akıllı uslu, (bence hesapçı ve uyuz) biri de uslanmaz, çapkın, tüm modellerle birlikte olmuş, yüzeysel görünen, aslında çocukken yaşadığı tacizlerin etkisinde bir adam. Çapkın olanı bir modelle evlenmek üzere, değişmiş ama model bunu bırakıp gidiyor düğünde. Bunalıma giriyor kahramanımız sonra bir gün muayenehaneye çirkin bir kız geliyor, güzelleşmek için herşeyi yapacağını söylüyor, adamımız kıza kötü davranıyor ama kız hiç şikayet etmiyor. Kızın vücudu için bir sürü ameliyat yapılıyor, bittiğinde ise doktor kızı evine çağırıyor ve kızla beraber olacaklar, adam kıza senin için alışveriş yaptım, çamaşır yatak odasında diyor ve o da ne.. Kesekağıdı var yatak odasında, adam kızdan kesekağıdını kafasına geçirmesini istiyor. İnanamadım bakakaldım ve kız da kabul ediyor. Bu derece kendini aşağılıyor. Midem bulandı, cidden bulandı. Televizyonun karşısında kalakaldım. Gerçi doktor sonra ağladı mağladı filan ama benim kalakalmışlığım biraz sürdü. Belki dediğim gibi muzur kaçtı ama ne yapayım paylaşmak istedi deli gönül. Estetik olaylarına takığız ya şişmanlık yüzünden, sanırım o yüzden çok etkilendim. Bir de kızın vücudu o kadar da kötü değildi ki, neden ameliyat oldu onu da anlamadım. Bu medya eleştirisi yapan diziler bu hastalığı daha mı körüklüyor acaba? Ne zaman insanın vücudunun içinde bir kalbi olduğu insanların kafasına dank edecek?
Neyse uzun bir post oldu, sabırlı olanlara teşekkür.
Herkesi öpüyorum.
Not: Rejim nasıl gidiyor derseniz, gidiyor valla, baya uzaklaştı, el sallıyor bana gittiği yerden :))
Not2: Foto Kader filminden..
Wednesday, December 06, 2006
Deniz canavarı değilmişim :)

Bazı işlerim vardır, öyle ertelemişimdir ki yapabileceğime inancımı yitirmişimdir. Basit ev işlerinden söz ediyorum. Geçenlerde bunların topuna birden savaş açtım. Önce odamda sorunlu olan prizi değiştirttim, kapımın kolu sorunluydu onu hallettim, yapmam gereken ufak alışverişler vardı onları yaptım. Ve en önemlisi: Kendime bir boy aynası aldım.
Şimdi diyeceksiniz ki bunda ne var, ya da bu zamana kadar neden almadın. Sırayla cevaplayayım: Bunda çok şey var, çünkü benim ayna fobim var, vitrinlerin önünden geçerken bile kendimi görcem diye korkma var ve hatta metroda yüzünü yere dikme var, camdaki yansımayı görmemek için. Çünkü görünce moralim bozuluyor. Off bu ne şeklinde. Bu yüzden ben kilolu olduğumu biliyorum ama şeklim konusunda az fikrim var. Valla nasıl oluyor demeyin oluyor. Her gün içinde yaşadığı bedeni tanıyamayabiliyor sahibi, kaçabiliyor kendiyle gözgöze gelmekten. Eh bu yüzden işte bu zamana kadar boy aynası almadım.
Sonra baktım ki, böyle yaptıkça kendimi olduğumdan da kötü görüyorum estetik olarak, ben neye benziyorum bir bakayım dedim. Aldım boy aynasını. Bir sürü tereddütten sonra.
Aynanın asıldığı gün bir heyecan korkarak geçtim karşısına. Üstümde de minimum giyecek var bu arada, hiçbirşey gizlemeden görmek istiyorum. Sonra ben bir şaşırdım, gözlerim sulandı, ağladım resmen. Meğer ben bir deniz canavarı filan değilmişim, ööyle nereye kadar uzandığı bilinmez bir kütle değilmişim. Şişmanmışım ben yahu epi topu. Ve o kadar da kötü görünmüyormuşum, hatta bayağı orantılıymışım. Sonra kendime ettiğim eziyetlere üzüldüm, beni aynadan mahrum bırakarak deniz canavarına dönüştüren zihniyete kızdım. Kendime yani.:) Sonra huzurlandım ben. Hala da bu huzur içindeyim. Canavar filan değilim, var mı ötesi :)
Monday, December 04, 2006
Moral ve Diyet Yapışık İkizler mi?

Kafama taktığım birşey var. Belki daha önce de bahsettim bilmiyorum. Neden biz diyetseverler - bu sıfat fena durmadı- diyetimizi bozunca moralsiz diyet yaparken mutlu oluyoruz? Yani çok basit gelebilir bu soru ama gerçekten öyle mi? Yani hayatta diyet ve şişmanlık dışında bizi mutlu edecek başka şeyler yok mu?
Neden hayatta mutluluk başarı= diyet, zayıflık gibi bir formül kurduk biz? Yoksa sadece ben mi kurdum da anlamsız yere genelliyorum?Yani moral diyetten bağımsız olamaz mı? Diyeti bozdum ama hayatımda diğer herşey yolunda gidiyor, mutlu olamaz mıyım? Küçük Emrah' ın "Benim hiç oyuncağım olmadı amca" repliğini çalmak istiyorum;
Küçük Obez: Şişmanlar mutlu olamaz mı amca?
Olamaz mı? Özgüven, mutluluk, huzur diyetten bağımsız olsa diyet yapmak da daha kolaylaşmaz mı?Teoride bunca güzel olan bu fikir pratik hayatta neden duvara toslar?
Neyse başka alanlara da girelim. Şu aralar gitmek istediğim filmler "Takva" "Kader" ve "Son Umut". Devamlı dinlediğim müzük ise Air grubunun tüm şarkıları. Hastasıyız.
Sevgiler.
Not: Blogumda en sevdiğim oyuncunun resmi yokmuş, çok ayıp. Yeni koydum. Afedersin sevgili hüzüngöz Jeremy..
Friday, December 01, 2006
Sana Dair

Tuna Kiremitçi' yi pek de sevmem. İtiraf edeyim. Hele İclal Aydın' la beraber olunca iyice soğumuştum. İnsanları biraz sevdikleri aynalar ya, o yüzden. İclal Aydın ı da, klasik "kuşlar-çiçekler- oh nasıl da bir sevgi böcüğüyüm ben" tavrından dolayı sevmem. Bu uzun hafif magazinsel girişi yapmamın sebebi, birden Tuna Kiremitçi' nin gözümde feci değer kazanması. Çünkü meğer kendisi "Kumdan Kaleler" diye bir grup kurmuş arkadaşları ile 1992 yılında ve yeni dinlediğim ve çok sevdiğim bir şarkıyı bestelemiş, sözlerini yazmış.
Sana Dair
yasam kadar gercek
yasamak gibi sahte
oyle cok sey var ki
yaralayan insani
bir yurek carpintisi
onu her gordugunde
oyle cok sey var ki bak
sana dair..
yanlis asklar yasadik
yanlis koprulerde
yanlis gemiler yakip aldirmadan
iki damlasu caldik
zamanin pençesinden
aldirmadan..aldirmadan..
mucize gerek bize
gidecek bir baska dus
bir dus ki korkmamis zamanin karsinda
ve bir cag gerek bize
ve bir cag bundan ozgur..
oyle cok sey var ki bak sana dair..
bu ne senden ilk kacisim
ne de ilk dususun yuregime
ne bu serden son gecisim
ne de son küsüşüm kaderime...



