
Monday, May 21, 2007
Öyle, evet..

Friday, May 18, 2007
Analar Neler Doğuruyor




Tuesday, May 15, 2007
- Serviste deli gibi radyolar arası zap yapmak (Başım döndüüü :))
- Famous Blue Raincoat ve Chelsea Hotel (Ahhh Leonard Abii)
- Çamur dan "Yara" .. (Bak burda ne varr,Bir deriiin yaraa)
- Goksel' den "Yağmur Yağıyor" (naif kadınım benim)
- Peggy Sue ve Hayaletler (çocuk kitabı okurum ben bol bol bu yaşımda da, pişman değilim :))
- Kahve Dünyası (Çikolata Fondü- Leziss)
- Hasan Ali Yücel Klasikleri serisi (nasıl güzeller, çocukluğumuzdaki Altın Kitaplar gibi)
- Kuru İncir ve kuru kayısıyı fındık veya cevizle yemek
- Christine (Kıskanç araba, kindar cazibe :))
- Reha Erdem (Korkuyorum Anne- Beş Vakit)
- İğde ağacı kokusu (Bahar geldiiii :))
- Rufus Wainwright (Bebeğiim, ne yazık ki ondan bana fayda yok ;))
Friday, May 11, 2007
Haneke' ye Güzelleme


Ve olanlardan acaip dehşete düşmüşken kendi kendime "Ama bunlar gerçek değil ki, film bu" filan şeklinde çocuksu teselliler verirken bu iki kafadar gerçek ve kurgu hakkında felsefi bir tartışmaya girişmezler mi? Kurgu olan gerçekten kurgu mu gerçek olmadığını kim biliyor gibi konuşuyorlar.. Dehşete düştüm, duydunuz mu beni ne oluyor, bu kadar da insanın psikolojisi ile oynanmaz ki.. :) Fazla acıdan midenize kadar yakan ama yine de çok hoşunuza giden yemeden duramadığınız acı yemekler vardır ya, onlar gibi bu film. Lafı yemeğe getirmeden duramıyorum görüyorsunuz :))HANEKE FİLMLERİNDEN ZEVK ALMANIN 10 YOLU
1- Sinema ile ilgili bildiğiniz herşeyi unutun..
2- Çatışma yaratılır, çatışma çözülür, seyirci hislenir filan beklentileriniz varsa, seyretmeyin, zamanınıza yazık.
3- Burjuvazi nefretinizi bileyin. Öyle bir nefretiniz yok mu, bırakın bu filmi, deli misiniz?("Kendim küçük burjuva iken yine de nefret edebilir miyim" sorusuna henüz ben de cevap bulamadım..Zorlamayın beni, gelmeyin üstüme..)
4- Uzun planları sevmeyi öğrenin.
5- Kahramanlarla özdeşleşmek gibi bir alışkanlığınız varsa değiştirin.
6- İçinizdeki röntgenci ile tanışmaya hazır olun.. İçinizde röntgenci yok mu, güldürmeyin Haneke yi allasen..
7- Filmde herhangi bir konuda merak içindeyseniz, hiiç umutlanmayın, sonunda aynı merak içinizde olduğu halde filmden çıkacaksınız.
8- Filmdeki bir karakterin ruh durumunu görüp, bu insan nasıl bu hale gelmiş acaba neyse ileride açıklanır demeyin, kendi açıklamanızı bulun..
9- Şiddet görüntülerine ağzının suyu akan kitle içindeyseniz bilin ki Haneke gösterip vermeyecek, hatta hiç göstermeyecek, bir kez de görmeden dehşete düşme deneyimini yaşayın.
10- Haneke' ye küfretmek de bir zevktir, film sonunda ağız dolusu küfredin.Mutlu edin Haneke' yi, o da bunu istiyor.
Monday, May 07, 2007
Breathtaking!

kimi kendi platonik aşkını bana anlatıp anlatıp ağlayarak beni deli eder. İki tane de aşkımı dayanamayıp söylemişliğim vardır.
anlatmaya çalışıyorum, aramızda şöyle bir konuşma geçti:
Bildiğim kendimi bildim bileli aşık olduğum,
Her durakta ölümsüz bir aşk edineceğim
Friday, May 04, 2007
Stephen King e Güzelleme

Monday, April 30, 2007

Çok anlamsız, çok anlamsız..
Sanki herkes beni terketmiş sanki kıyamet kopmuş ve ben dünyada tek kalmışım.
Neden her sabah kalkıyorum? Burada ne işim var? Benim işim yapılmasa dünyada ne değişir? İşimin sonunda elime ne geçiyor? Şunu ben yaptım diye kendime gösterebileceğim ne var ellerimde?
Ben olmasam da döner dünya. Yokluğum bir kelebek etkisi bile yaratmaz.. Ama yok da olamam, korkarım yok olmaktan, hayata tutunuşum güzel bir şeye tutunuştan çok, beteri de varsa ya da hiç bir şey yoksa düşüncesi.. Hem en azından filmler var.. Sahi filmler var di mi? Hayatla bağım böylesi zayıf mı? Beni tek teselli eden filmlerin var olması mı?
Hayatım gavurların deyimiyle bir "sick joke" sanki..
Thursday, April 26, 2007
Kadınlar

Tuesday, April 24, 2007
Gezelim Görelim

Thursday, April 19, 2007
Seviyoruum

And what can I tell you my brother, my killer
Yes, and thanks, for the trouble you took from her eyes
Burdaki olay çok içimi acıttı, adam öylesine aşık ki sevdiği kadının gözündeki gölgeyi bir başkası hatta en yakın arkadaşı bile kaldırsa, teşekkür ediyor, sevgilisinin gözünde o gölge yok artık diye.. Ve bu yüzden de iyi ki yoluma çıktın bana engel oldun belki senin kadar onu mutlu edemeyecektim diyor. Bu nasıl bir kendinden vazgeçiş, sevgiliye adanmışlık.. Ağlamak istiyorum. Hatta bu şarkıyı her dinlediğimde Leonard Cohen e sarılıp ağlamak istiyorum: "Çok yorgunum be Leonard Abi, beni bir tek sen anlarsın böhüüü" şeklinde.. Hani Atatürk büstüne "Çok yalnızım be Atam" diyen Kadir İnanır misali :)) (Komser Şekspir)
Veya:
And if you've got to sleep
Ben dayanabilirim diyen çıksın ortaya..
Tuesday, April 17, 2007
GÜZELDİK

Thursday, April 12, 2007
Ağır Ölüm

Tuesday, April 10, 2007
Zevk Düşkünü

Monday, April 09, 2007
THREE EXTREMES
Birincisi: Kutu (Box) Takashi Miike nin bir filmi. Takashi Miike yi "Audition" , "One missed call" gibi filmlerden anımsayabilirsiniz. Kendisinin Audition filminin konusunu biraz biliyor ve filmi seyretmeye korkuyorum :) Ama seyretmek farz oldu artık çünkü 3 Extremes deki filmi çokk güzel. Film 30 yaşlarında bir kadının gördüğü bir kabusla açılıyor, kadın her gece aynı kabusu görüyor, bir adam bir kutuyu gömüyor. Ve anlıyoruz ki kadının ikiz kardeşi ve kadın bir sirkte gösteri yapıyorlar, dans ediyorlar sonra bir kutunun içine giriyorlar, daha küçük oldukları için kutuya sığabiliyorlar ve beraber çalıştıkları adam (babaları olabilir) sihirbazlık numarası ile kızları kutudan kaybedip yerlerine çiçekler getiriyor. Klasik illüzyon..

Friday, April 06, 2007
Ben Bir Robotum Ama Sorun Değil
Madem filmlerden girdim olaya, az daha devam edeyim hızımı almışken. Biraz festivalden bahsedeyim. Çeşitli sebeplerden henüz sadece 3 film görebildim ama özellikle birinden bahsetmek istiyorum ki vizyona filan girerse kaçırmayınız. Bir akıl hastanesinde geçiyor film. Kahramanımız kendini cyborg sanan bir genç kız, öyle olduğuna inandığı için yemek yemiyor, robot bedeni bozulur diye düşünüyor. Bu yüzden çok fazla zayıflıyor. Ninesi de şizofrenmiş ve kendini fare sanıyormuş, sadece turp yiyormuş, bu ninesi ile vakit geçiriyormuş genelde, sonra ninesini akıl hastanesine kaldırmışlar fakat kadının takma dişleri bizim kahramanda kalmış. Ninesine takma dişleri yetiştiremediği için turp yiyemeyeceğini düşünüp üzülüyor kahramanımız, onu en çok üzen şey bu ve bu takma dişleri taktığında elektronik aletlerle konuşabileceğine inanmış.
Tuesday, April 03, 2007
SOBEEEE





Monday, April 02, 2007
LA LALAALAA

i carry your heart with me
i carry your heart
taşırım kalbini yanımda
işte en gizli sır kimsenin bilmediği(işte kökünün kökü ve goncasının goncası ve göğünün göğü hayat adlı bir ağacın;öyle ki büyür odaha yükseğe umabildiğinden ruhun ya da gizleyebildiğinden aklın)
taşırım kalbini
Thursday, March 29, 2007
AMANINNN
Tuesday, March 20, 2007
Talisman'ın Mutfakla İmtihanı

Thursday, March 15, 2007
Oblomov Olmayacağım

dediler ki hayat güzel
iyiler kazanır
tekrar gözden geçirdim
Thursday, March 08, 2007
Mixed
Friday, March 02, 2007
Post Doğumgünü Çocuğu


Monday, February 26, 2007
Aşık Oluyorum Eyvah :)

Wednesday, February 21, 2007
Laylayy
Tuesday, February 13, 2007
One Way Or Another

Daldan dala konasım var bugün..Başlayalım bakalım..
1- Sitenin bahçesinde çiçek açan bir ağaç gördüm, tepemden aşağı kaynar sular boşaldı. Normalde hayatta beni en mutlu eden şeylerden biridir baharda çiçeklenen ağaç görmek ama kış ortasında görünce fena oldum, sanki bahar sevincimiz elimizden alınmış gibi. Çok kötü çok..
2- Sevgililer günü geliyor, sevgilisizim ama nedense üzülmüyorum, içimde biryerlerde bilinçaltım üzülüyor ama bana çaktırmıyor olabilir mi? Sanmıyorum..
3- Çok çalışmak hayatımın fon müziği gibi artık canımı da çok sıkmıyor ama eskisi gibi sinemaya gidemiyorum yeni şeyler keşfedemiyorum gelecek hafta proje bitecek, hayatımı geri almayı planlıyorum. Bir hayatım vardı değil mi? Emin değilim..
4- İntihar etmek için bilekleri yanlamasına değil diklemesine kesmek gerekmiş. Wristcutters filmine gitmeyi çok istiyorum If İstanbul da, ama o gün projenin geçişi var, nere gidiyorsun hey yavrum hey.. Bu sene If İstanbul da harika filmlerin gelmesi ve benim hiçbirine gidemeyecek olmam beni delirtiyor.
Gidebileceklere tiyolar:
- Earthlings
- Bir başkanın ölümü
- Başkalarının hayatı
- Perverts Guide To Cinema (Cinema pervert ı olarak bunu kaçırmam bir felaket..)
5- O adar kitapçı dolaştım haftasonu, hiiç okunacak güzel bir kitap dikkatimi çekmedi, ben mi körüm, iyi kitap mı çıkmıyor?
6- Hep birşeylere yetişmeye çalışıyorum, hiçbirşeye yetişemiyorum. Nalet olsun.
7- Bugün yine normal yeme düzenime döndüm ama bilmiyom bilemiyom sonra neler olur, bekleyelim görelim.
8- İlaçlarıma da geri döndüm.
9- Uykum olsa da uyumamak için kendimle savaşıyorum, gözlerim hep şiş ve seyiriyorlar, ona da alıştım, vücudumda en hareketli yerim gözlerim, çok kalori yakmayı planlıyorum.:)
10- Hayat ne garip vapurlar filan :)) (Kaynak : Ekşi Sözlük)
Öperim sizi..
Ha bir de daha önce de bir post yazmıştım boş çıkmış.. Nihilist bir post olmuş..:)
Friday, February 09, 2007
Monday, February 05, 2007

Ben var ya.. Garip biriyim. Güdülerinin yönetiminde biriyim. Kendi kendisine "Öleceksin. öleceksin" diye diye yemek yemeye devam eden, hatta yemekten sonra değil yemekle eşzamanlı bunları düşünen, hatta kendini hastanelerde kolunda serumla hayal eden ama yemeye aynı iştahla devam eden başka insan var mı?
Sigara yüzünden elleri kolları kesilen ama içmeye devam edenlere çok şaşardım. Benim de onlardan farkım yok aslında. Sanki içimde denetim kabul etmeyen her tür düzenli aktiviteye gıcık olan herşeyi baltalamaya çalışan bir fitneus fücurus var. Ben onla mücadele edemiyorum.
Ayrıca bu "ya hep ya hiç" takıntısı da beni yordu. Yemeği çok yedinse ilaç da içme, hatta herşeyi bırak felsefesine gıcık oluyorum.
Sanırım kendimden çooooookkk sıkıldım.
Friday, February 02, 2007
Sırlar

Lounge Time beni sobelemiş..
Sanırım kimsenin bilmediği 5 şey sıralama sobesi. öyle algıladım, hemen sayayım ebelikten kurtulayım :)Aslında söylemediğim de az şey kaldı.. Bakalım:
1- GO oynarım ben, üniversitede iken GO Klubüne üyeydim. Yıllarca oynadım ve çok severim. GO ne ola ki derseniz, çook eski antik bir Japon oyunudur. Strateji oyunudur ve tahtada oynanır. iki kişi ile oynanır.Kendine ait bir felsefesi vardır. Anlatmakla bitmez. Derya denizdir. İlginizi çekerse:http://www.geocities.com/mehmet2112/
2- İstanbul a ilk geldiğimde sadece 15 dakika kaldım. Haydarpaşa garında..:) Ankara da okudum ben, İstanbul da arkadaşlarım vardı, birgün aklıma esti kimseyi arayıp haber vermeden trene atladım İstanbul a geldim gece 24,00 de, trenden inince arkadaşlarımın hepsini aradım ama birine bile ulaşamadım, İstanbul a ilk gelişim, gece vakti, feci şekilde tırsıyorum, hemen 24,15 e geri tren bileti aldım ve Haydapaşa garının orda 15 dakka seyrettim İstanbul u.. Çok sevdim, ben burda yaşayım bari dedim, dediğimi de yaptım..:) Yanlız o 15 dakka için tam 20 saat tren yolculuğu yapmış olmam hoştu..
3- Maymun iştahlıyım, boyna bişeylere merak sarar sonra sıkılırım. Latin Danslarına gittim, 4 kez filan sonra hop bıraktım, spor salonuna başladım bir iki gittim sonra kaçtım, ney üflemeye başladım, ki bu çok içimde kalmıştır hala devam etmek istiyorum ama onu da bıraktım. Kısa film çekmek istiyorum bir iki denemem de var ama ondan da sıkılıp kamerayı attım bi tarafa. Böyle herşeye bir saldırma, hiçbirinde uzun süre kalmama durumum var. Ama çok sebat gösterdiğim şeyler de oluyor tabii, örnekse GO.
4- Platonik aşk uzmanıyım. Çok pis platonik aşık olurum bir aşkın tüm safhalarını tek başıma yaşar tek başıma da bitiririm. Hayalperestim.. Ha bir de platonik aşık olduklarımla mutlaka arkadaş olurum canciğer. Tüm kız maceralarını dinler, akıl verir hatta düğünlerinde oynarım. zor zanaattır, kimseye tavsiye etmem.
5- Genelde sakin bir insanım ama damarıma basıırsa feci öfkelenirim ve karşımdakini korkuturum. Ses tonum bile değişir, bu ses benden mi çıkıyor diye kendim de şaşarım.
Eveet, şimdi de ben sobeliyim: Noni ve D-Chic, Deriella ve Limonağacı nı sobeledim. Deriella sobelediğim halde bişiy yazmazsan küserim bak çok pis küserim..:)
Tuesday, January 30, 2007
KAOS

O kadar çok şey var ki yazacak..
Nerden başlayım bilemiyorum ki.. En iyisi maddeliyim.
Başıma Gelen Abukluklar
1- İşyerinde hiç rahat değilim, daha önce dediğim gibi deli gibi çalışmaktayım. Bir türlü de yaranamamaktayım. Neden bilmemekteyim, son tahlilde çok da takmamaktayım..
2- Aile problemlerim oldu, kilometrelerce öteden onların kavgalarında arabuluculuk, arada kalıcılık, kendimi çok kötü üzmecilik yapmaktayım. Fazlasıyla canımı yakan bu proses neyse ki şu anda hafifledi, nerdeyse geçti ama delip de geçti. Bir kaç gece ağlayarak uyudum..
3- Bunca strese üzüntüye karşı koyamadım mı yoksa lanet olası bir iradesiz miyim bilmiyorum ama 3-5 gün çılgınlarr gibi yedim. Hele bir gün öyle böyle değildi. Doldur-boşalt mantığı ile çalıştım resmen. Yıpratıcıydı, lezzetsizdi. Zevk alarak yemedim sadece bişeyi dolduruyordum. Bir tür boşluğu..
4- Diyetisyene gittim, 101 olmuşum tekrar.. 2 adım ileri bir adım geri giden yağız bir yeniçeri delikanlısıyım. Aslında yakında 31 olcam pek de delikanlı sayılmam.. Ühühühü
5- 31 deyince aklıma geldi (yok yok o değil, terbiyesizler :)) ailemle ilgili bir sürü problem yaşadım ya, o an acaip evlenmek istedim, evli olsaydım bana dokunamazlardı, evlenmeliyim, ilk önüme gelenle evlenmeliyim diye düşündüm. Allahtan önme kimse gelmedi :)) Yoksa ben kel fodul demeden evlenecektim. Ne komik değil mi, kazık kadar okumuş kız, cahil filan değil, zaten uzakta yaşadığı ailesinden ayrılmak için evlenmek istiyor.
6- Şimdi bunu itiraf etmeye fecii utanıyorum ama bitmedi.. Hrant Dink e çok üzüldüm ya ben, deli oldum, gecelerce rüyamda gördüm, sonra belki de tesadüf ermeni birine aşık oldum, yani hoşlandım. Hrant Dink e üzülüp gördüğü ilk ermeniye aşık olan ilk insan olarak tarihe geçmek isterim. Utandım valla, utandım.. Bir de kendime etnik köken yüzünden ayrımcılık yapılmaz ama etnik köken yüzünden de aşık olunmaz şapşal deyip durdum. Pozitif ayrımcılık yani.Bu komik aşkın sonu da hüsran, evliymiş sevgili arkadaşımız. Şapşal talisman ilk bakacağı yere yani adamın yüzük parmağına en son baktığı için küçük çapta bir kalp kırıklığı yaşadı işte.
7- Bunu da itirafa zorlanıyorum ama aşık olurken asıl motivasyonum baba özlemi idi, baba.. Babam ben 11 yaşında iken öldü ve ben kendimi onun yokluğuna artık üzülmediğime ikna etmiş durumdaydım. Ama işte 30 yaşındayım ve hala baba özlemi motivasyonu ile birine aşık olabiliyorum. Aşk demeyelim de hoşlanma..
8- Yaa insanım sonuçta dalgalanıp duruluyorum, her gelen dert eninde sonunda gidiyor, yenilere yer açıyor..Varsın olsun.. Gelin len dertler..

9- Hrant Dink e geri döneceğim, onun ve karısının aşkına da ayrıca çok üzüldüm çok tatlı bir tanışma evlenme hikayeleri var ve bir fotoları vardı Tempo dergisinde, büyüledi o fotoğraf beni. Yanyanalar, Hrant Dink karısına bakıp gülümsüyor, karısı da objektife bakıyor gülümseyerek. Ama nasıl bir foto anlatamam. Sevgisi ile karısını sarıp sarmalamış bir adam ve bu sevgi ile sarhoş, hafif mağrur, hafif muzip ve çokça mutlu bir kadın. Öyle içim yandı ki. Neden güzel şeyleri, iyi şeyleri insanlardan alıyorlar? Neden insan gibi insanları koparıyorlar bizden? Yüreğimde hala bir yumru var.
Benden bu kadar, belki de ilk kez bu kadar açıyorum kendimi. Pişman değilim :)
Sevgiler.
Tuesday, January 23, 2007
Yorgunuum

Nasılım?
Feci şekilde çalışıyorum.. Cumartesi- Pazar, gece gündüz demeden..Uykum var hep, gece eve geliyorum genelde laptop kucağımda Lost u seyrederken içim geçiyor, tehlikeli birşey biliyorum ama ne yapayım, izlemek istiyor deli gönül.. Sora ışık açık ööyle uyuyup kalmış oluyom üzerimde kıyafetler, sora sabah servisin gelmesine 3 dakka kala yataktan ok gibi fırlıyorum, bi telaş üstümü değişip, yıldırım gibi servise yetişiyorum ve serviste uyumaya devam ediyorum sanki yataktan hiç kalmamış gibi hissediyorum bazen, işyerine gelene kadar da uyanmıyorum her seferinde aynı yerde (işe gelmeden 3 dakka önce filan) irkilerek uyanıyorum, Pavlov un Talisman ı oldum yani..:)
Proje biterse geçecek diye umuyorum, ummak istiyorum. Sinemaya gidemiyorum, bunalıma giriyorum, Lost u bölük pörçük izlemekten sıkıldım. İnsanları besleyen şeyler var bence hayatta, bu hayata tahammül etmemizi sağlayan, kiminin ailesidir, kiminin çocuğudur, kiminin hobileridir, benimkiler de sinema- kitap şeklinde ve tabii sevgili arkadaşlarım.. Ama şu dönemde hepsinden uzaktayım.. Neyse çok ağlanmıyım geçecek elbet..
Onun dışındaaa rejim nasıl derseniz iyi, ama iki kez sapıttım, ikisinde de çikolata ve fındık yedim. Bunun için çok mutsuz hissetmiyorum kendimi, aynen devam ediyorum çünkü bu sapıtmalardan sonra.. Ve vücudumun ihtiyacı var, hissediyorum. Özellikle regl olmaya yakın krizimde bunu iyice anladım, yani sırf keyiften bunalımdan değil, vücut istiyordu resmen.. Yani içim rahat, salataya devam..:)Diyetisyen randevum da Pazartesi bakalım neler olcak..
Bu arada Hrant Dink e çok üzüldüm. Yürekli özgür bir güvercini, ummadığı şekilde katledebilen insan müsvetteleri yüzünden insanlığımdan utanıyorum. Ne Ermenilere ne Türklere yaranma peşinde olmayan, kendi özgün fikirlerini savunup mücadelesini veren, hiçbir hazır düşünceye, kuruma sırtını dayamayan insan gibi bir insanımızı, Türkçe' yi çok yetkin kullanan bir gazetecimizi kaybettik. Başımız sağolsun.
Monday, January 15, 2007
90 lar..

Trınım trınım.. Sabah Talisman diyetisyene gitti ve 1,4 kg erimiş olduğunu gördü.. Görmemişin kilo vermesi şeklinde bunu hemencik paylaşmak istedi..:))
Heyoo artık 90 lı kilolardayım, 99,8 ama olsun, sonuçta 100 den az daha ne olsun..:)Diyetisyen tartıdaki başarı önemli değil ben yeme alışkanlıklarınızla ilgileniyorum deyip beni bozmasa daha mutlu olcaktım ama neyse :) Arada yemek saatlerim filan şaştığı için söyledi bunu ama ne yapayım, geçen hafta bir gün bile 22,00 den önce eve giremedim,Cumartesi Pazar çalıştım, bu şartlara her yemek istediğini bulamıyorsun ki.. Neyse bahane bulmayım artık yemeğimi işe taşıycam, kuru meyvelerimi, cevizi fındığı getirdim şimdiden..(Diyette gün
de 2 ceviz 8 fındık var.) Yarın da sebze yemeği taşıycam onun için bugün cam saklama kabı alcam, umarım güzel birşey bulurum da döküp saçmam. :))Diyet böyle, diğer şeylere gelince çalışma söylediğim gibi baya hayatımı istila etmiş durumda, bunun dışında Beynelmilel filmine gittim. Özgü Namal a aşık oldum bu nasıl güzel, doğal, süper oyunculuk öyle yahuu.. Film de fena değildi, bence kötü bağlanmış sonuna rağmen.. Eli yüzü düzgün güzel bir Türk filmi örneğiydi. Son dinemde Türk sinemasının şahlanması çok hoşuma gidiyor.
Bir de tiyatroya gittim: Mikado nun Çöpleri. O da güzeldi, yakışıklı Timuçin Esen le adını hatırlayamadığım oyuncu sevgilisinin oynadığı iki kişilik bir oyun. İlk yarıda çok güldüm, ikinci yarıda hüzünlendim. Oyun gücü olarak ikisi de süperdi. Ama Tİmuçin Esen meğer göründüğünden çok zayıfmış, yakışıklılık olarak iyi randıman alamadım. Varsın olsun zaten tiyatro aşkı ile gitmiştim oyuna(!)
Öperim herkesi.
Wednesday, January 10, 2007
Güzel Haber :)

Kırmızı karlar yağmaya başlarsa bugünlerde şaşırmayınız anlayınız ki Talisman ilk kez blogundan güzel bir rejim haberi verecektir. :) Evet evet, yaşasın güzel haber, hem de rejimle ilgili.. 25 Aralıktan 06 Ocak a kadar olan dönemde 5 kilo vermişim.. 25 aralık endokrinolog a gittiğim ve tartıldığım gün 106 çıkmıştım. 06 Ocak ta da diyetisyene gittim orda tartıldım ve ta taam 101 çıktım. Tabii ki ilk başlangıç olduğu ve kilom çok fazla olduğu için bu hız normal ama yine de çok hoşuma gitti tabii..:) İlacın da faydası olmuştur belki benim inatçı kilolara karşı. Ama tabii genelde yediğime göre az yedim hatta kurban bayramında anne yapımı ev baklavalarına, böreklerine ve dahi kavurmalarına göğüs gerdim ve yenilmedim, karada ölüm yok bana :)
Zayıf bir arkadaşım (yani bana göre zayıf, kendisi kilo vermek istiyor.) bana "bu işin sırrı ne, bana da öğret" dedi, valla dedim "benim sır işine yaramaz çünkü sırrım, yemeğin üstüne bir de hamburger yemeyi bırakmam" dedim, çok güldük, doğru ama, her öğünde 3 öğünlük şey yemek alışkanlığımdı..Neysem geride kaldı artık, yani inşallah :)
Tabii herşey toz pembe değil, son üç gündür sevgili ilacım canıma okuyor biraz, hamile gibi dolaşıyorum, herşey midemi bulandırıyor ve kokulara karşı çok hassasım, her an midem ağzımda. Gerçi bugün daha iyiyim sanırım alışıyor bünye.
Bunun dışında feci şekilde yoğunum, bir çalışıyorum, bir çalışıyorum o kadar olur. Blogumu da böyle uzun süre güncellemememin sebebi o. Deli gibi bir tempo var. Ocak sonu biraz hafifler diye ümid ediyorum. 
Bir de çok güzel bir şeyden bahsetmek istiyorum o da : Dot Tiyatrosu. İstanbul da İstiklal Caddesinde ufak bir tiyatro salonları var, oturma düzeni itibariyle sahne ortada, yani iki yanında seyirciler var ve sahne ile oturulan yerlerin arası 1 metre ve aynı düzeyde koltuklar. Sanki 15-20 kişi toplanmışınız ve evinizin salonunda tiyatro oyunu oynanıyor. Böyle bir ortam ve gördüğüm oyun yani "Böcek" o kadar iyidi ki anlatamam. Resmen bizi hipnotize ettiler, oyunun temposu bir an düşmedi, bir an rahat nefes aldırmadılar, o kadar da gerilimli bir metni vardı. Ve mükemmel oyunculuk. Bilmiyorum sanki artık başka bir oyun izleyemem gibi geliyor bana.
Merak edenler için dot tiyatrosunun sitesi:
http://www.go-dot.org/
Fotolar da oyundan..
Ya özlemişim blogumu bee, bir daha ayrı kalmam bu kadar..:)

