Sunday, January 25, 2009

Happenis


Siz nasılsınızdır bilmem sevgili karilerim ama ben genelde mutsuzumdur. Herkes gibi benim de arada, şükür dalgalarım olur, yani "şükür yaleppim, sağlıklıyım, ailem var, arkadaşlarım var, sevgilim var, para da kazanıyom, aç değilim açıkta değilim " filan gibi bir şükür listem var tabii ama mutlu da değilim. Kendime mutlu insan demem yani.
Bu yeni dalga emolar gibi daimi salya sümük depresif biri filan da değilim, gayet gülen şuh (şuh mu?) kahkahalar atan hatta anasını satıyım uyumlu bile olabilen biriyim. Ama yok bişeyler de eksik.
Peki beni ne mutlu ederdi diye düşünüyorum, yani insanı ne mutlu eder?
- Daha ince- fit olmak? Ne gariptir ki bundan çok daha ince ve fit olduğum zamanlarda (yani o zamanlar bana şişman bile denmezdi) bundan çok daha mutsuzdum. Hani başka şartlar yüzünden desek, yok, tam da vücudumu beğenmediğimden mutsuzdum. (IQ'm mü düşmüştü acep o zamanlar?) Bunu geçiyoruz.
- Daha genç olmak? Hani şöyle çıtır filan olmak..Cık.. Çıtırken çıtır olduğum için mutlu olmak gibi bir olayım hiç yoktu. Yani aklıma bile gelmezdi ve yine en buhranlı yıllarım bu 17-25 yaş dönemimdir. Berbattı hatta lan. Bunu da geçtik.
- Sevdiceğin olması? Bir platonik aşktan diğerine acı içinde sekerken mutlu değildim o kesin ama şimdi sevdiceğim var diye her daim mutlu da değilim. Ayrı sorunlarım da cabası. Yok yanında çocuk gibiyim de, yok bişeyden anlamıyorum da, dur bi kavga edeyim bari de, şeklinde takılıyorum. Yani beni çok mutlu da ediyor tabii. Ama her daim de kıvançlı olmuyor insan.
- Zen? Hani insanın geçmişi geleceği değil o anı yaşaması? Bu abicim kesinlikle benim olayım değil. Yapı olarak az biraz mükemmeliyetçi de olduğumdan, (mükemmeliyetçi Oblomov- ironik insan Talisman) bu durumda ben devamlı anı yaşıyor muyum yaşamıyor muyum diye kendimi yerim. Azıcık dalsam "aha da geçmişi düşündüm, olamaz plan yaptım farketmeden, geleceği düşündüm, yapmamalıydım" diye resmen çıldırırım. Zaten eser miktardaki akıl sağlığımı büsbütün kaybederim. Zen ne ayrıca? Banyo seti gibi..
Peki nedir nedir bu mutluluk mereti?
Ben ne olduğunu buldum, mutluluk aynısının tıpkısı kadın orgazmı gibi.. Yani her şart yerine getirilsin, olmayabilir. Şart mart düşünülmeden kafaya göre takılınsın, olabilir, tabii olmayadabilir. Yani şunu yaparsam mutlu olurum dersin, yaparsın olmazsın. Hiç ummadığın zamanlarda olur, mesela bir arkadaşım kuaförde saçını yıkatırken mutlu (!) olduğunu anlatmıştı. Çok umduğun zamanlarda olmaz. Hikmetinden sual olunmaz. Hatta olup olmadığı bile tartışılır, belki de ütopyadır.
Aynı mutluluk işte. Vallahi tıpkısı..
Bu keşfi yaptım, mutlu oldum, hadi bakalım :)
Ha bir de sanırım ikisini de hedef haline getirmek, ulaşmayı zorlaştırıyor. Aha bir keşif daha.. Multiple mutlu oldum ayaküstü.. :)

(Başlıktaki kelime oyunu "Paris'te Son Tango" filminden çalınmıştır. Konuya uydu diye düşündüm, Happiness ı yanlış yazmadım yani.. :))

Friday, January 16, 2009

Yine mi Güzeliz, Yine mi Çiçek


Bu sabah işe gittim, her zamanki gibi.. Yani 8,45 te yataktan devrilir gibi kalkıp, tuvalette de 5 dakika kestirdim, bi hışım giyinip kendimi dışarı attım. Aksi aksi maillerime bakıyordum, bir de ne göreyim meğer yöneticimiz değişmiş. Hay Allah nasıl oldu filan dedim çünkü beni işe alan yönetici değişmiş oldu ki kendisi aynı zamanda arkadaşımdır.

Bir süre sonra da yeni yönetici beni aradı, seninle konuşmamız lazım diye.. Allah dedim kesin internette girdiğim sayfalara baktılar şimdi onu konuşacaklar, çok utanç verici diye düşündüm hemen. Girdiğim site de ekşi sözlük ama abuk subuk bir sürü başlığı okuyorum ve onlar da loglanıyor bildiğiniz gibi..

Kendimi böyle bir konuşmaya hazırlayıp çıktım, hiç düşünmediğim birşeyle karşılaştım. Bölümümü değiştirmemi istiyorlar, bizde eleman çokmuş, o bölümün ihtiyacı varmış. Haydaa dedim ben içimden, dışımdan da "ama ben iyiydim böyle" filan diye geveledim..

Neyse uzatmıyım iş gün içinde kesinleşti ve işime yeni alışmışken şimdi de bölümüm değişti :) Ya belki üzülmem gerek ama pek sevindim ben yaa.. Hem yeni konum olması değişik bir tecrübe olacak, yeni tiplerle çalışacağım. Hem de yeni bölümün yöneticisi iyi, güçlü bir kadın. Güçlü kadın tiplemelerini severim eğer kafa dengi olma potansiyeli de taşıyorlarsa.. Bir de ben değişiklikleri bayağı seviyorum yaa.. Hadi bakalım, yine atıldık bir denize.. Rastgele..

Ya bir de ben hayatımda seyrettiğim en güzel filmlerden birini seyrettim ya. Mükemmel bir film. Ben genelde seyrettiğim her filme bir kulp bulurum ama bunda kulp filan bulamadım. "Hedwig and the angry inch" den bahsediyorum.

Daha sonra ayrıntılı bir yazı yazacağım filmle ilgili ama diyebilirim ki aşık oldum filme.

Şimdilik sadece soundtrack inden bir parça lyric i:


Tear me down:


On August 13, 1961,

A wall was erected

Down the middle of the city of Berlin

The world was divided by a cold war

And the Berlin Wall

Was the most hated symbol of that divide

Reviled, graffitied, spit upon

We thought the wall would stand forever

And now that it's gone

We don't know who we are anymore

Ladies and gentlemen

Hedwig is like that wall

Standing before you in the divide

Between East and West

Slavery and freedom

Man and woman

Top and bottom

And you can try and tear her down

But before you do

You must remember one thing:

There ain't much of a difference

Between a bridge and a wall

Without me right in the middle, babe

You would be nothing at all

Enemies and adversaries

They try and tear me down

You want me, baby,

I dare you

Try and tear me down



Sunday, January 11, 2009

Geldiimm


Ben geldiimm..

Neler oldu neler..

En son Rusya dan yazmışım. Ben olsam hemen, bu kız Rusya' da organ mafyasının eline düştü, böbreği, dalağı, ciğeri her biri bir yana dağıldı.. İyi kızdı, Allah rahmet etsin diye düşünürdüm.. Galiba düşünen de olmuş :) Yok öyle olmadı, sağ salim döndüm..

Rusya ' da tek başıma, televizyonda Rusça bişeyler seyredip dururken, boyuna düşündüm. Kendim hakkında, hayatım hakkında.. Neyse sizi bu klasik 30 yaşına girmiş, üstelik bunu 2 sene sonra idrak etmiş beyaz Türk hezeyanlarına ortak etmiyim. Çünkü çok sıkıcı.. :)

Sözün özü, geri dönünce bir sürü değişiklik yaptım hayatımda.Beraber yaşadığım kuzenimle severek ayrıldık, yani kavgasız, oturup konuşarak. Kendi başıma ev tuttum. İşin yanıbaşında, yürüyerek işe gitmesi 6 dakika sürüyor. Hişş nazar etmeyin haa :) Anadolu yakasından, Avrupa yakasına geçtim.

Ev eşyaları aldım, çok zıkkım işmiş, çok bekar işi olmasın deyip güzel birşeyler almaya kastım, bu kriz zamanı ev düzmek, düzülen tarafın hangisi olduğu ile ilgili ciddi şüpheler oluşturdu.
Yalnız yaşamak garipmiş, ev denen nesne kendi kendine gürültüler çıkarabilen bir nesne imiş, canlı mı yoksa len, ağaç gibi? Iyy.. Yani ağacın da canlı olduğunu ilk insanlar düşünmemiştir. Öööyle durup duruyo sonuçta, bazı ağaçlar büyümüyo da.. Allahım evler canlı. Bu gece gördüğüm kabusları da açıklıyor. Çok yiyip yattığımdan sanmıştım ben..Neyse alışcaz :)
Marla sormuş, yok sevgilimden ayrılmadım, beraberiz, arada saçma kavgalar ediyoruz ama onlar da iş olsun diye.. En son Ha.dise yüzünden kavga ettik diyeyim de, ilişkimin içler acısı halini tarif edeyim :) Çok salağız, çok arabeskiz ama iyiyiz..
Şimdilik böyle, daha yazarım, blogumu özledim, blog arkadaşlarımı da çok özledim..
Geri dönmek güzel bee :)
Arada bir sürü şeye kafama takıldı, gündemden inmiştir ama Issız Adamla ilgili bir iki laf etmek istiyordum, onları yazayım:Bence Alper haklı yahuu, gayet normal bir tepki veriyor. Erkeklerin bağlanamama sorunu filan değil bu, sevgilin 1 ayda annenle kanka olursa, alışverişlere düğünlere giderse, burnuna burnuna girerse rahatsız olursun. Basar insana. Hele de gelcek anneciğimin elleri ile sardığı güzelim sarmaları, daha ben el sürmeden, alıp lüpletmeye çalışcak haa..Üstelik de meyve suyu ile, ööög meyve suyu ile yenir mi güzelim sarma, daha yemeyi bilmiyosun kadınn! Fena olur insan. Bunun ıssızlıkla adamlıkla ilgisi yok. Zaten adamcağızın Mudo Concept ten ev döşemekle taşralılığından kurtulamayacağı kafasına dank etmiş, sen niye üstüne gidiyosun ki bir de..:) Ya üstelik kızın o sevişme monoloğu ne korkunçtu yahuu? Meditasyon workshop' una mı geldik, sevişiyomuyuz, nedir ki? Yok elimi hisset, yok kıçımdan gelen sevgi akımını farkettin mi? Gerçi kızcağız da ne yapsın, adam gerçekten de korkunç sevişiyordu. Sanki az önce boğazlanmış bir kurbanlık koyun gibi debeleniyordu yaa.. Bir de o kadar erken boşalan biri 5 sene unutulamasın haa? Olmaz öyle şey..
Neyse, diyeceğim o ki, Çağan Irmak' ın tirbünlere oynamadığı tek filmi ve en iyi filmi, "Mustafa Hakkında Herşey" dir ve bu filmden daha iyisini yapabileceğine olan inancım da gitgide azalmaktadır. Onun da çok umrunda ya, mihehe..
Koyduğum fotonun da konumuzla hiç ilgisi yok ama bu Anna Hathaway ne güzel kız yaa.. Şu dünya üzerinde beni lezbiyen yapabilecek tek kadın varsa bu da o işte. Dünya üzerinde "onu" lezbiyen yapabilecek tek kadın ben olmadığıma göre mutlu hetero hayatıma devam edebilirim. :)

Friday, September 12, 2008

Yeraltindan pardon Rusya` dan Notlar


- Ekmegi birak cig borek buldum heheeytt :) Hem de vallahi Turkiye`dekilerden gusel.. Hihihi. Sonra supermarketten bir suru cekirdekli, fistikli ekmek aldim peynir de aldim odamdaki buzdolabina stokladim. Parayi da nasilsa sirket veriyo diye supermarketten cesit cesit cikolatalar, cipsler, garip tatlilar aldim. Ac Talisman zaten oksimoron gibiydi :)


- Kizil Meydan cook guzel. Bir de ben gezerken Moskova` nin kurtulus gunuymus. Etraftaki sokaklari da trafige kapamislar. Doyamadim o yollarda yurumeye. Binalar cok guzel. Bir de burasinin atmosferi Avrupa` da gordugum yerlerden daha cok hosuma gitti. Daha sahici geldi bana. Daha Istanbul tarzi. Yani steril degil yasayan bir sehir. Avrupa` da mukemmellikten gelen bir sogukluk var ve bir de cok turist var, cok turist bence yerli olani bozuyor. Yani oldugu gibi degil de bir cila altindan gorunuyor o zaman sehir. Moskova oldugu gibi valla, yersen seklinde. Boyle sehirleri seviyorum ben.


- Kurtulus gunu diye her taraf asker doluydu. Bir sokakta gene bir suru asker var herkes aralarindan geciyor ben de geciyorum. Beni durdurdular Rusca biseyler soyluyolar. Uf bir korktum izin vermiyorlar gecmeme. Ingilizce biseyler soyluyorum anlamiyorlar. Sonunda nasil acikli bir ifade takindiysam gulerek beni saldilar. Alcaklar yaa ne diye kendi halinde bir turisti korkutuyorsunuz bu kadar. Resmen tirstim. Bunlar cok eglendi ama.


- Kizlar gercekten cookk guzel meger merkeze saklanmislar. Cok guzeller oyle boyle degiller. Fotograflarini cektim valla, estetik olan hersey ilgimi cekiyor naapayim. Slovenya da da erkeklerin resmini cekmistim.


- Erkekleri cirkin. Uc kategoriye ayirabiliriz Rus erkeklerini:

1- Kiza benzeyen erkekler: Bunlar guzel yani duzgun ve kiza benziyorlar ama belki de erkeksi olmadiklarindan bakinca aa ne yakisikli hissi vermiyorlar, itici birsey. Ama kiz olsalardi guzellerdi.

2- Erkege benzeyen erkekler: Bunlar erkeksi Allah icin ama bildigin cirkinler. Uzerinde cok konusmaya gerek yok.

3- Ne kiza ne erkege benzeyenler: Bu ne? Bu kategoriyi mabadimdan uydurmusum. Yok boyle birsey.Cirkinler filan ama iyi insanlar, kizlar cook rahat geziyorlar dekolte filan, bir tanesi terbiyesizlik abazalik yapmiyor. Insanliklari iyi yani, canlarim.


- Servis sektoru diye birsey yok burda, birsey ismarliyorsun iki saat bekliyorsun. Gecen birileri pizzaciya gitmis 2 saat bekledikten sonra nerde pizzalar demisler cevap `o pizza cesidi kalmamis.` ulan bastan soylesenee..


- Bir suru abaza is arkadasina sahibim benim yanimda neseyle erkek muhabbeti yapiyorlar. Ofiste tek kizim, izdirap icindeyim. Hic te ben varim diye tinmiyolar haa. Bir kere de beni goturun gece disari di mi? O da yok. Tabii rahat hareket edemeyecek alcaklar. Birgun kendi basima cilgin Moskova gecelerine akayim diyorum ama tirsiyorum. sonucta isin ucunda saglam cillop gibi iki bobrek var. Benim bobrekler bunlar. Hehe nasil da sehir efsanesi tirsagi biriyim di mii. Ama insan tirsar tek basina sarhos olmayaa.


- Kiril alfabesini cozdum. Oturdum metro istasyonlarini hem kiril hem latin harfleriyle yazan bir haritam vardi ordan bakip tek tek cikardim alfabeyi, etrafi anlamasam da okur hale geldim. Eglenceliydi bulmaca cozmek gibi. Rusca yi da ogrensem mi? Off Dostoyevsky i anadilinde okuyorum filan super.. Ogreneyim bari.


To be continued..

Thursday, September 04, 2008

Acim

Biri bu Ruslara Ingilizce ogretsiiinn..
Ulan ekmegi anlatamadim bunlara ac kaldim yaa.. Uhuu..
Bread diyorum bakiyo, ekmek diyorum bakiyo oyle, garip hareketler yapiyorum hani yemegin yaninda yersiin filan gibi gene bakiyo, oooyylee bakiyo..
Uhuhuhu bu klavye de ne bicimm..
Ya burda ne guzel kiz var ne guzel erkek bir de cok pis bakiyo hepsi bee, dilleri de cok z li, ari gibi vizildiyorlar..
Off off Dostoyevski neden melankolik bi insan anliyom simdi..

Ama sehir cok guzel, gercekten yasayan bir sehir..

Neyse calismaliyim..

Uff acim..

Tuesday, September 02, 2008

Yolcuyum bağlamayın durmam :)


- Gidiyoruuum..

Perşembe günü Rusya ' ya gidiyorum. Moskova' ya. İlk kez iş seyahatine çıkıyorum. Hem heyecanlı hem de mutluyum.. Rusya ya başka türlü gitmezdim herhalde ama gitmeyi isterdim. Hobaa Kremlin Sarayını, Kızıl Meydan ı görcemm :)) Ve tabii çalışcam öhm (!)

Ne güzel yahuu.. Perşembe gidicem, öbür Cumartesi gelicem, 13 ünde yani.. Bu ortamda gitmem de tam bana göre bir iş. Savaşı durdurup geleceğim :) Alem filan biraz endişelendi ama iş oaraya varırsa burda da güvende değiliz deyip yatıştırdım. "Bir ebeveyn yatıştırma uzmanı olarak Talisman.. Bakkalınızdan özenle isteyiniz.. "

O değil de Rusya' da bir dolu güzel kız görünce kıskanır mıyım ki? Gerçi kıskançlığın insanların elindekini kıskanma kısmı ile hiç işim olmaz genelde, sevdiklerimi kıskanma konusunda ise süperim, süper ama. :) O yüsden bu kızları kıskanmam, hem de yaşlı Rus kadınlara bakıp "yaaa ne oldum dememeli ne olacağım demeli" bile derim. Allahaşkına yaşlanınca nere gidiyo o kuğu gibi kızlar? Yoksa bu güzel olanlar 40 ını göremiyor da, yaşlı Rus kadınlar sadece aradaki çirkinler mi? Çirkinler mi ayakta kalıyor? Ya da Rusya' da kalıyor, güzeller dışarı gidiyor? Hımm bunların hepsini araştıracağım.. Hepsi de önemli..

- Stephen King in son kitap bitti. Ya üstad biraz sonlarda yüzeysele kaçmış sanki, daha doğrusu klişelere.. Bence amcam ruhsal çözümleme işine çok dalarsa (ki bence çok başarılı bu konuda) doğaüstü veya korkutucu ögeleri sona şöyle bir serpiştiriyor ama çok tatmin edemiyor. "Kemik Torbası" da öyledir mesela. İşte bu son "Duma Adası" da öyle. Ama olsun, gene de candır.

- "Grey's Anatomy" seyrediyorum. Aslında çok da sevmiyorum ama fena da değil. Başroldeki kız itici az.. Onun bir bölümünde geciktirip durduğumuz işler üzerimizde taşıdığımız bir tümör gibi gitgide ağırlaşır diyor ve bölümde gerçekten bir kadın var, karnındaki tümör bir kuzu büyüklüğüne ulaşmadan doktora gelmiyor. Ay sonunda kadın öldü mü ki? Birazdan onu seyredeceğim. Ben de her işimi sona bırakıyorum, çünkü tembel olduğu kadar da adrenalin bağımlısı biriyim.. Hüfff..

- Ya çok yiyorum son zamanlarda, ciddi çok. Allahım sen mideme, bağırsaklarıma güç ve sabır ver.. Az daha dayansınlar vallahi kurtaracağım onları. Biraz daha hastalanmamalarını sağlayabilir misin? Sağol..

- Yemek dedim de acıktım ben bee, gideyim.. Börek alcam, patatesli ıspanaklı.. :) (Gregor sana yok :))

- Ya bir de az önce bir bloga yorum yaptım da şunu farkettim, gerçekten bir sexism askeri gibi çalışıyor, nerde bir sexism kokusu var, olay yerine gidip, nefretimi kusuyorum sanki.. Bunun benim sexistin allahı olduğumu gösterdiğini biliyorsunuz di mi? Sağlıklı değil, hayır sağlıklı değil..

Herneyse, keyfim yerinde, gidiyorum, gidiyoruuumm..

Tuesday, August 26, 2008

If I could melt my brain


Kafam karmakarışık.

Büyümek vs Büyümemek.. Bağımlılık vs Özgürlük.. Geçici Konfor vs Kalıcı (?)İç huzuru..
Hemen Haz vs Hazzı Ertele..
Meselelerim bunlar. Birşey değil yani.
Bazı şeyleri kabullenmek çok zor. Unutup devam etmek. Unutmadan devam etmeyi de bazen beyin reddediyor. Beyin istemediği şeyi alıyor unufak ediyor bazen sana duyurmadan..Sen uyudum kalktım sanırken, beynin o sırada bir rahatsızlığını, bir düşünceni yok etmiş olabiliyor. Kalktığında onu hissetmiyorsun, herşey yolunda gibi. Ama beyin yok ederken biraz kalıntı kalmasına engel olamıyor, şekil değiştirmiş artık başkalaşmış, senin gerçek acından farklı ve kırıntı halinde ama orada bir yerde duruyor. Tamamen yok olmamış. O yüzden bir tarafın hafif sızlıyor, sızının nedenini de bilemiyorsun. Beyin önemli kısımları öğütmeyi başarmış çünkü. Ama beynin hesap edemediği şey bu kırıntılar birikiyor. Birkince de insanın karşısına "sebepsiz sıkıntı" olarak çıkıyor. Neden sıkıldığını bilemiyorsun çünkü artık bu, yılların artığı, senin korkakça yok ettiğin sorunlarının gölgesi, hayaleti. Ama hayaletler de kalabalıklaşınca hep beraber bir gerçek insan gücüne ulaşabiliyor bazen. Sebepsiz sıkıntın karşına sorun olarak dikilebiliyor. Sebepsiz ağlıyorsun, durduk yerde. Anlam verilemiyor. Oluyor evet.

Ne yapmalı, beyne izin vermemeli ne zaman önemli birşeyi öğütmeye kalksa ona yas tutmanın kötü birşey olmadığı anlatmalı, yas bittikten sonra ancak normale dönebileceğini ama şimdi sıkıntı çekmesi gerektiğini anlatmalı. Hayaletlere karşı uyarmalı.

Hımm böyle içim kararık gibi yazdım ya, değil aslında yukarda anlattığım şeyi yaptım, beynime izin vermedim önemli bir sıkıntıyı unutmasına ve sanırım hallettim. Acı vericiydi, beni parçalara ayırdı ama yaptım. Daha sağalma yolunda adım çok ama neden olmasın, sağalabilirim.

Bu manyak süreçte sevdiceğin sabrını ve sınırlarını da bayağı zorladım. Anlamsız şeylerden deli gibi ağlama krizlerine girip, hayatımda ters giden herşey için onu suçladım. Ama maşallah sağlam durdu. Sadece kapris melekelerimin bir kısmını kazandığı dikkatimi çekti çünkü Angelina Jolie hakkında "kocası da güzel" dediğim için kocaman bir kavga çıkarmayı da o becerdi. Halbuki tam benlik birşeydi :) Sanırım ikimiz de beyinsiz çocuklarız ve bu çok güzel..

Monday, August 11, 2008

Saçmalayasım var..


- Bu iştekiler iyi filan da öküzler biraz insan yeni gelen birini öğlen yemeğe götürmezmi? Götürmediler. Yemekhaneyi sora sora buldum. Öksüz gibi yedim tek başımaa.. Sonra hoşuma gider oldu, zaten yalnız birşeyler yapmayı severim öğlenleri de kafamı dinliyom.. Hayıır gözüme toz kaçmadı, kendiliğinden buğulu.. (Di mi Mathy :))

- Erkeklerle sulh ilan ettim çünkü lanet olsun ki aşığım.. Virgilius bu zayıf anımdan faydalanıp misoginist misoginist yazı yazcakmış. Shame on him anasını satiym..

- Ama aşk ne güzel. Hep "Elbet sen de güzel olacaksın küçüğüm, aşk güzel ediyor herşeyii" şarkısını söyleyip duruyorum. Kendime "küçüğüm" diyorum lan, bu aşk çok acaip birşey. Göz var izan var o bakımdan. Ne demek len "küçüğüm".. Stephen, kralım, gel bana gözkulak ol, ben gene kanlı romanlar okuyup kanlı, küfürlü yazılar yazmak istiyorum.. "Küçüğüm" değilim bennn.. Ühühühühü..

- Küçüğüm nrınımm nrınımm.. Ayyy öyle tatlı bakıyo kii.. (Bak gene oldu, içimden alien gibi fırlıyo, lanet olsun..)

- Bi Funny Games seyretsem kendime gelir miyim? Miike? Three Extremes? Yok sanmam. Miike yi şefkatle seyredebilirim, bunu yaptığım gün vurun beni lan..

- Grange a sığınsam? Yok onun kendine faydası yok, daha vurucu sonlu bişey yazamadı herif. Amaaan salak o salak..

- Batman i beğenmedim ben, herkes niye beğendi o kadar? Normal aksiyon filmi gibi işte. Bi Nolan ın çekmesiyle herşey bitse.. Joker iyi tamam, güzel vurucu karakter ama o sonundaki mesajlar, insanlık dersi filan neydi öyle? Kör gözüm parmağına? Nah patlatmaz insanlar birbirlerini ölüm tehlikesi olduğunda, en büyük içgüdü diyoruz yaşamak, boru mu? Saçmaydı hele o Harvey Dent in yarısının yanması filan. Uff kaba anlatım kabaaa..

- Mamma Mia ne güzel halbuki, sağol Senaaağ sayende gittim, övmüşün ya, harika bir film. Tam "Feel Good" şeysi.. Abba da çok naif gerçekten ve çok eğlenceli..

- "Ben X" e gittim asıl, o kadar güzeldi ki. Kurgu dersen kurgu, estetik dersen mevcut, senaryo süper. Harikaydı yaa..

- "Küçüğüm" ün fotoğrafını da koydum, kendi küçüklüğüm yani. Tamamen Gregor a özendiğimden bir de "ayy ne tatlıymışın" diyesiniz diye. Açıkça söylüyorum işte, hehee..

- Bu arada sevdiceğim çok beğendi diye kendi küçüklüğümü kıskanıp surat astığımı da not edeyim ki, kendisi için üzülün.. Yazık vallahi, çekilir dert değilim :)


Thursday, July 31, 2008

Şansımı Seviym


Hani pek güzel tatil planları yapıyordum ya, Karadeniz e gidecektim, Ölüdeniz e gidecektim, dalabilsem Kızıldeniz e de gidicem diye espri yapıyordum ya.. Hah yalan oldu hepsi..

Önce köyüme gittim, Konya da, yeğenim ve ablam da vardı yani pek güzel bir aile saadeti oldu, pek mutluydum.. Yani bizimkilerin kiloma takıp her önlerinden geçişimde "Hay Maşallah" filan nidaları ile beni deniz canavarı gibi hissettirmeleri dışında iyiydim.. Sanırım kilo vermiyorum diye bana küsüyorlar, deli mi bunlar anlamadım ki.. Ulan kolay sanki de ben bunlara inat zayıflamıyorum..

Neyse ne diyordum derken yeğenim gitti tam benim çılgın tatil planlarım uygulamaya geçecekken çok pis hasta oldum, grip bildiğin ama çok ağır, burnum bir sebil, boğazım çılgınca ağrıyor, halsizim, ateşim çıkmış.. Tipik bir Türk olarak doktora filan gitmeden avuç avuç antibiyotik yutmaya başladım. Abartmıyorum günde 3500 mg antibiyotik alıyorum iki cins, biri alt solunum biri üst solunum, işimi şansa bırakmıyorum.. Derken iyileşir gibi oldum ama antibiyoti bir de aç karnına içtiğim gün midem iflas etti, biraz da midemden kıvrandım, o geçer gibi olunca bu sefer bağırsaklarımı bozmuştum.. En son kulağımı tıkadım.. Hala tıkalı kendisi.. Ama bu sefer kafama taş düştü galiba doktora gittim, önemsizmiş, kulağımda sıvı birikmiş geçecekmiş.. Bu arada bir bakmışsın tatil filan kalmamış ortada.. Yarın işe başlıyorum..

Ühühühühühühü..

Neyse ama en azından anne ocağında şımartılarak geçirdiğim günler yanıma kar.. Bahçeden topladığım kayısı, erik, salatalık, biber, domatesler de bonus olsun.. Domatesin kokusu vardı yani o kadar söyliyim.. Yıldız da gördüm bol bol.. Daha ne olsun..

Off yarın yeni işime başlıyorum Allahımmm her şey güzel olacak di miiii.. Söz ver, söz verr..


Not: Çok güzel kız ama di miii.. Hişş Gregor, monitoru bırak bakiymm.. :)

Friday, July 04, 2008

Yardımm


Arkadaşlar, Karadeniz turuna gitmek istiyorum.. Araba filan olmadığından turla gideceğim.

Turla Karadeniz e giden, tur şirketinden memnun olan ya da olmayan "Aman o turla gitme" diyebilecek olan var mıdır?

Vallahi minnettar kalırım..

Mil tenk yu..

Thursday, June 26, 2008

Hıh!

Herşey iyi gidiyor anasını satayım ama şu aptal vücut yine de serotonin üretmeyi beceremiyor.. Vücut gibi ben seni, zaten sevdiğim bir nesne değilsin..


Violence is my language
Hate is my right hand
I am death incarnated

Don't make the mistake
Hear my lesson in hate

Büyüyemiyorum, büyüyemiyorum, büyüyemiyoruuumm...

Wednesday, June 18, 2008

Plug In Babyy..


1-) 2 önceki postta yeni iş dileğime caanı gönülden katılan Metin Bey, Miso, Ekmekçikız, Gayyor ve Elektra.. Çok teşekkür ederim arkadaşlar.. Yeni işim oldu :)

Artık bu yarı kapalı cezaevinden kurtuldum. Tam ben giderken gitmemin ne kadar iyi olduğunu anlatan olaylar oldu. Bir kere kıyafet yönetmeliği geldi. Hepimiz kazık kadar adamlarız bu ne ki? En son lisede kıyafet yönetmeliği lafını duymuştum. Hadi o zaman insanlar arası sınıf ayrımı olmasın mantığı vardı, bunun ne mantığı var? Herkesin geliri yakın zaten birbirine. Oldu olacak üniforma verin.. Neyse ki yeni işimde kıyafet serbest. Basit gibi duruyor ama önemli bence.


2) Funny Games in yeniden çevrimini bir türlü seyredemiyorum sanki seyredersem ilkinin içimdeki yeri etkilenir diye korkuyorum. Zaten Haneke neden yaptı ki bunu? Of çözemedim, bir arkadaşım aptal Amerikalılara ancak bu şekilde ulaşır diye dedi. Bilmiyorum ki. Bir de en can alıcı sahnelerden olan dönüp göz kırpma sahnesi yokmuş. (İlk göz kırpma) Eee Hanekecim, yabancılaştırma efektlerini çıkarıyosan uzaktan kumanda olayını niye çıkarmadın? Aslında Tim Roth u da pek severim. Seyredeyim bee, aynı açı, aynı sahne, kıyafet bile aynı. Nasıl hayal kırıklığına uğrayabilirim ki?


3) Sanal ortamda Hürriyet ve benzerlerindeki kadın-erkek ilişkileri, taciz şeklindeki haberleri okumamaya özellikle yorumlara gözucuyla bile bakmamaya karar verdim. En son Bakırköy sahilde kız arkadaşı ve kızkardeşi ile giderken yanlarına gelip laf atan kişilerce öldürülen 23 yaşında bir adamın haberini okudum ve bu habere yapılan, "İlk önce sorgulamamız gereken şey 23 yaşında adamın 30 yaşında kız arkadaşı olur mu?" şeklinde bir yorum gördüm. Nedir canım, okumuycam. Sonra psikopatlaşıyorum mütemadiyen..


4) Sonra daha ayrıntılı yazıcam ama akupunktura başladım benn :) Şu anda kulaklarımda 4'erden 8 iğnecik var, bence işe yarıyorlar.. Sanırım kilo problemime bir çözüm buldum. Benim gibi bir insan salata yiyip doyuyor diyeyim anlayın siz durumu.. Loy loy loyy.. Gece kalkıp yemeyi engellemek için doktor kaşlarımın arasına bir ışın veriyor. Çok acaip oyun gibi..


5) "Olasılıksız" ı okudum. Ukala tip şeklinde best seller diye şüpheyle yaklaşıyordum ama güzel kitapmış. Özellikle sonlara doğru çok güzelleşti. Yine de çok iyi diyemem, Grange ın daha derini sanki. Bir de Grange kahramanı çok sevdirmez sana, burda resmen için kıyılıyor kahramanların başına birşey geldiğinde.. Olasılıksız sonlara doğru tasavvufa da şöyle bir göz kırpmış, fena olmamış.


Şimdilik bu kadar. Hayat hiç fena değil, vapurlar filan :)

Tuesday, June 03, 2008

Gerçek?


Hayatımı karıştırmaktan hoşlanıyorum. Odamı karıştırmayı bile seviyorum çünkü düzenleyince insanın içine süper bir duygu doluyor. Oysa hep odanın düzenli durması için çaba gösterirsen, ufak ufak ama sürekli bir çaba, odan hep düzenli oluyor ama bunu farkedemiyorsun, hiç karışık olmazsa hiç düzenli de olmuyor sanki. Klasik çirkin yoksa güzel de olmaz gibi. Aslında bu da çok tekrarlandığından midemi bulandıran bir felsefe ama doğru işte..

Ne diyordum hayatım karışık yavv.. Para mevhumum yok, beden terbiyesi sıfır, hani beynini doğru yerlere kanalize etme filan sıfır, chick edebiyatı bile okuyorum yahuu.. Gerçi okumayı hiçbir zaman "kendimi geliştirmek" için filan yapmadım. Yapanları da küçümsedim sanki, kitap zevk verdiği için okunur. Nedir yani.. Ya da en sinir olduğum insan tipi "Peki bu okuduğun kitap/ seyrettiğin film sana ne kattı?" diyenler. Elinin körünü kattı, sayelerinde bir saat de olsa bu boktan hayata daha rahat katlanabildim bu yeterli mi senin için, pragmatik insan? Aha celallendim, nooluyosa.. Cümleyi de tekrar okudum da isyan eden sivilceli ergen cümlesi gibi, boktan hayat filan heheheh..

Cumartesinden Pazar' a kadar 26 saat film seyrettim hafta sonu. Arkadaşlarla ev sinema festivali olayına girdik. Projektörle duvara yansıttık, perdeleri çektik sinema gibi oldu, sonra aralar vererek boyuna film seyrettik arada balkona çıktık, yemek yedik, gene seyrettik, Ben ortasında uyuyakaldığım gece filmleri dışında tam 9 film seyrettim. Çok güzeller de vardı vasatlar da.. Anneme bu etkinliği anlatmak zor oldu:

- Annecim şimdi biz başlıycaz Cumartesi 10,00 da film seyretmeye Pazar 13.00 e kadar seyretcez.


- Neden???


Aslında haklı tabii kadıncağız, neden ki? Ama güzel birşey, içmeden sarhoş olmak, hem de filmlerle, uyuyakaldığın zaman beyninde yüzbinlerce görüntü dönmesi, filmlerin karışımı rüyalar görmek, ertesi gün ilk kez gün ışığına çıkınca yarasa gibi gözleri kırpıştırmak, gülmek.. Hepsi de hoş :)
Karamel harika bir film, yönetmen/başrol oyuncusu kadın nerdeyse Monica Belluci den güzel, film renkleriyle senaryosuyla harika birşey..

Yetimhane (orfanato) güzel bir korku filmi.

Man from earth diye harika bir film varmış, haberim yokmuş. Sadece finali biraz anlamsız.

My Own Private Idaho hasta etti beni, narcoleptik çocuğun her uyuyuşunda ben de uyumak istedim. Salak bir filmdi bence, umduğum gibi çıkmadı. Fil ne güzeldi oysa.

Ama en güzeli Lars and The Real Girl.. Uff mükemmel birşey. Seyredin onu yaa..Aşk zaten bir illüzyon ya Lars bir adım ileri gitmiş el arttırmış, internetten sipariş edip getirdiği şişme bebeğe aşık, şişme bebek de ona, tabii Lars a göre.. Bir kasabada yaşıyor Lars ve kasaba halkı onu çok sevdiği ve asosyalliğine üzüldükleri için durumu Lars ın algıladığı gibi kabulleniyorlar ve ona bu durumu garip bulduklarını çaktırmıyorlar. Normal bir çift gibi davranıyorlar. Bu sevgi çok çarpıcı, film Dogville' in antitezi gibi, yani hiç gerçekçi değil ama güzel.

Bir de düşündüm de, aslında maşuk dediğimiz kişi eğer bizim beynimiz ona şekil vermezse, kendi gerçekliğinde bir şişme bebek kadar yabancı değil mi bize? Aşık olmak karşındaki kişiyi yeniden yaratmak demek. Maşuk kişi de kendini senin aynandan görünce gördükleri hoşuna gidiyor, buna mutluluk diyoruz. Hepsi bu..

Friday, May 30, 2008

Umut


Well, I woke up Sunday morning

With no way to hold my head that didn't hurt.

And the beer I had for breakfast wasn't bad,

So I had one more for dessert.


And Lord, it took me back to something that I'd lost

Somewhere, somehow along the way.

On a Sunday morning sidewalk,

I'm wishing, Lord, that I was stoned.

'Cause there's something in a Sunday

That makes a body feel alone.

And there's nothing short a' dying

That's half as lonesome as the sound

Of the sleeping city sidewalk

And Sunday morning coming down.


Allahım ne olur, ne olur olsun şu yeni iş.. Ne olur..

Wednesday, May 21, 2008

En iyi psikolog ölü psikologtur !


Benim arıza bir tip olduğum aşikar.. Her arıza tip gibi beni seven arkadaşlarım da bana "Güzelim, profesyonel yardım almayı denedin mii?" sorusunu bol bol yönelttiler. Bence derdimi ya da dert yokken niye dertli olduğumu dinlemekten bir süre sonra o kadar bunalıyorlardı ki, kısa yoldan kurtulmak için beni bir profesyonelin kollarına atmaya çalışıyorlardı. Hani o en azından karşılığında para alacağı için katlanabilirdi bu hezeyanlara..

Hehe tabii abartıyorum, arkadaşlarım daha doğrusu dostlarım iyidirler bana katlanma konusunda ama bu profesyonel destek gazını da çok verdiler. Ve lanet olsun ki ben gaza gelen bir insanım. Evet çok pis gaza gelirim. O yüzden de bir süre direndikten sonra atladım bu fikre.

Neyse efenim, referansla filan bir psikolog bulundu bana. İlk gittiğim gün sanki kurtlar tarafından ormanda büyütülmüş birinin insan içine karışması gibi girmiştim terapi odasından içeri. O zamanlar zaten daha yabani bi tiptim. Kadın bana uzaylı gibi görünmüştü. Devamlı sırıtan, beni ağlatacak şeyler hatırlatıp, "şu anda tam olarak neye ağlıyorsun Talisman?" diye gıcık gıcık konuşan bir tip. Sence neye ağlıyorum canımın içi? Az önce babamın ölüm anını ayrıntılarıyla anlattırdığın için olabilir mi? Neyse hakkını yemiyim yararı da dokunmuştur bana en azından yabaniliği atıp kabak çiçeği gibi açılmam da..

Ama bu bir ara taktı. Halbuki onun değil benim takmam gerek çünkü teşhisine göre obsesif bir kişiliğe sahibim ki zaten benimle konuşan ortalama zekada biri bana yaklaşık bir saat içinde bu teşhisi koyabilir. Neyse taktığı konu benim binge eating disorder la ilgili. (Türkçe meali zor da ondan ingilizce yazdım ama ziyafet şeklinde yemeyi bırakamama sendromu filan diye çevrilebilir.) Bu internetten mi araştırdı ne yaptı, binge eating in küçükken uğranan cinsel tacizle ilgili olduğu fikrine kapıldı ve aklınca çaktırmadan beni sorgulamaya başladı.

Ama nasıl emin tacize uğradığımdan, amacı belli sorular, yönlendirmeler. Aksi gibi de (yani tabii iyi ki) hiiç öyle bir vukuat yok çocukluğumda, beynimi zorluyorum zorluyorum yok yani yok. 12-13 yaşlarında her yeni yetme Türk kızı gibi envai çeşit sarkıntılık, laf atma vakam var, bunları ballandıra ballandıra anlatıyorum ama bizim psikolog tatmin olmuyor bunlarla.. Hatta esmer elli erkeklerin beni korkuttuğunu çünkü bir kez kafam öne eğik yürürken sarkıntılık eden adamın sadece ellerini gördüğümü ve utancımdan kafamı kaldırıp suratına bakamadığımı bile anlattım ki bir psikologun bu veriyi havada kapması, sonra kanaryayı havada kapan kedi gibi yalanması gerekir.. Yok buna daha travmatik hikaye lazım..

Baktı bende tık yok beni bir çeşit hipnotize ederek unutmuş olduğum (!) cinsel tacizi hatırlamamı sağlamaya karar verdi. Garibim çok film seyretmiş hani filmlerde olur birden psikolojik bozukluğun sebebi ortaya çıkar, herkes gözyaşları içinde sarılır, kurban gider birine "bana bunu nası yapabildin nalçak" filan der, izleyicinin götü tavana vurur filan.. Bunları istiyor anladım. Ama insan zorla da cinsel taciz anısı üretemiyor ki. Cidden uğraştım hatta beraber büyüdüğüm halamın oğullarına paranoyakça bakmaya başladım. "Hanginiz zikti lan benii" şeklinde.. Ki kendileri küçükken çok eziyetimi çekmiş kahraman insanlardır ve hayattaki ilk nah' ımı da bunların en mazlumuna gösterdiğim için bence onlar beni değil ben onları taciz etmişimdir.

Neyse kadın beni rahat bir yere oturttu, garip hareketler yaptı eline filan baktım bunun sağa sola sallıyo sonra dizlerime ellerini koyuyor geri çekiliyor bir ayinvari hareketler. Sonra beni uyandırdı. (!) Beklentiyle soruyor:

- Neler gördün Talisman?

- Pek birşey göremedim.

- Nasıl hiç bir imge gelmedi mi gözüne?

- Şeyy yok ama bi gevşedim ben, uykum geldi.

- Hııı, rahatlamana sevindim.

Hahaha nasıl söylüyor ama bunu, sanki patateslerini yemiş te sona sakladığı köfteleri başkası yemiş gibi :) Hayal kırıklığı içinde. Yılmıyor bir kez daha deniyor bu sefer sırt üstü yatıyorum mır mır birşeyler anlatıyor. (Aaa keşke Donnie Darko gibi bir taraflarımla oynasaydım hem konsepte de uyardı, araştırma konusuna yani :)) Sonra uyandırdı beni, benim gene içim geçmiş öyle bön bön baktım. O gün çıktım, bir daha da uğramadım semtine..

Ama bir mesac verecek olursak hepsi de aynı değil, ki sonradan cillop gibi bir psikiyatrist buldum (D. cim sağolsun) ki kendisine hastayım (!) ve halen görüşüyoruz. Seviyeli bir birlikteliğimiz var. Süper insan.

Siz siz olun "profesyonel destek" gördüğünüz kişi kafanıza uymuyorsa hiiç inat etmeyin heman başkasına geçin.. Ya da profesyonel desteği filan siktir edin, şöyle bi sevişin rahatlayın.

Hahaha son cümleyi ben yazmadım, kedi yazdı..


Uzun süren sessizlikten sonra böyle abuk bir konuyla lafa girdim ya yani ne diyim kendime..

Metin Bey yazınızı yazmaya çalışıyorum vallahi bakın..

Ha bir de annem geçen gün kederli kederli "sen neden böyle oldun Talisman" deyince, Virgilius seni hatırladım ve güldüm, tabii böyle ağır bir laf karşısında hoh hoh gülmem pek hoş kaçmadı, neyse olsun :))


Hiişşştt özlemişim siziii..


Ha bir de, I think I will blossom.

Friday, May 16, 2008

Durma halim devam etmekte.. Öyle devam ediyor ki yani öyle bir devam ediyor ki.. Devam ediyor devam.. Devam.. Devam edemiycem..

Thursday, May 01, 2008

Gel ey alt benlik!

Tam anlamıyla Fight Club' ın başlarındaki Edward Norton gibi dolanıyorum etrafta. Uykusuz, dağılmış, hafiften sıyırmış..Tek farkım onun kadar çekici görünmemem. Alt benliğin gelme vaktidir yani, eli kulağında.. Bekliyorum canım, you are more than wellcome. :)
Uykusuzluk garip şey, bir haftadır günde en fazla 3 saat uyuyorum, beynim çalışıyor ama ağır aksak ve arada duruyorum. Öylece.. Kalakalıyorum. Muhabbetlerde boş boş bakınıyorum.
İnanmayacaksınız ama bunları yazdıktan sonra da bi durdum.. Ne yazsam şimdi? Yazacağım çok şey de var aslında..
Bakıyim bi akışa bırakayım neler çıkıyor?
İşimi sevmiyorum, itele itele nereye kadar? Değiştirmeyi düşünüyorum.
Aşık oldum. çok garip çok.
Bilmediğim yönlerimi keşfediyorum. Keşifler çok iç açıcı değil. Kötü de değil.
Hayat garipmiş.
Ergenlik zor geçiyor lan.
Bu ne biçim yazı ki?

Tuesday, April 22, 2008

It is his heartbeats

Biri bana "The Big Blue" yu tekrar seyrederken Joanna' nın ev arkadaşı Sally nin "Have you got a picture of him? (Fotoğrafı var mı?) sorusuna Jacques' in dalış denemesindeki kalp atışları çizelgesini çıkarması ve "It is his heartbeats." (Bunlar onun kalp atışları) demesi üzerine neden gözyaşlarına boğulduğumu izah edebilir mi?
Ha unutmadan Jean Marc Barr gibi gülümseyebiliyorum diyen varsa bir adım öne çıksın, krallığımı ayakları altına sereceğim.

Jacques: I don't understand. Please explain to me.
Enzo: What do you want to know?
Jacques: Everything!
Enzo: About what?
Jacques: About everything!
Enzo: Mama mia.

Johanna: Talk to me some more
Jacques: It's hard, you know. I don't know what else to say. You're so far away.
Johanna: Tell me a story.
Jacques: A story? Do you now how it is- do you know what you're supposed to do, to meet a mermaid?
Johanna: No.
Jacques: You go down to the bottom of the sea, where the water isn't even blue anymore, where the sky is only a memory, and you float there, in the silence. And you stay there, and you decide, that you'll die for them. Only then do they start coming out. They come, and they greet you, and they judge the love you have for them. If it's sincere, if it's pure, they'll be with you, and take you away forever.
Johanna: I like that story

Masal anlatın lan bana.. Ühühühühühü

Tuesday, April 15, 2008

For they could not love you


Bundan bir 6-7 sene evvel. GO oynamak için biriyle buluştum. Daha önce tanımıyordum, okuldaki topluluktan olduğunu biliyordum. Tanıştık, İstiklal' de , İstiklalin ara sokaklarında bir kafede GO oynadık. Sonra benim gece 22,00 gibi kalkmam gerekti. Beni herhalde bırakır beklentisi ile baktım ama yok, başkası ile GO oynuyordu, "Ben gidiyorum" dedim, "Tamam" dedi. Ürküyordum ama beni caddeye kadar bırak demeyi de kendime yediremedim. Çıktım. Gerçekten ıssız bir yer, karanlık, karşıma biri çıksa, kötü niyetli biri, yapabileceğim hiçbir şey yok. Çok korkuyorum. Bastığım yerleri bilmeden hızla yürüyorum. İçimden arkadaşıma kızıyorum, "Ne biçim insan beni bırakmadı." , bir yandan da böyle düşündüğüm için utanıyorum, eziliyorum, "kocaman kızım" diyorum "neden böyle düşünüyorum ki?".. Ama en çok bu zorunluluğu, yani gece dışarda yürürken yanına fedai erkek alma zorunluluğunu bana dayatan zihniyete ve bu zihniyete benim de boyun eğmeme üzülüyorum.

Bu hislerle koşaradım, yüreğim ağzımda yürüyüp caddeye ulaştığımda bir ferahlama hissediyorum. "Evet, bugün de kurtuldum" hissi bu..

Tanıdık değil mi? Ne kadar öğrenilmiş ve kanıksanmış bir olay..

Ama işte herkes bu bilgiyle donatılmış değil, barış için yürüyen gelinlikli bir kız çıkıyor geliyor İtalya' dan. Belli ki kafasına bu fedai zorunluluğu sokulmamış, öğretilmemiş. Türkiye yi kız başına baştan başa geçebileceğini "sanıyor". Ne acıdır ki kimse için süpriz olmayan bir şekilde sonuçlanıyor macera. Tecavüz ve öldürülme.

İçim hala kaskatı. En çok sinirimi bozan ardından timsah gözyaşı döküp "Türkiye' nin imajı için hiç iyi olmadı" diyenler. Biraz içe bakma, bir özeleştiri, neden bizim topraklarımızda bu kadar yaygın kadına şiddet diye düşünme yok.

Daha yazardım ama yazdıkça kararıyor içim..

Biz bu yükle doğduk, yaşamımızı sürdürüyoruz, her an birşeylerden sakınarak, her an tetikte, öyle ki bu tetikte olma halini artık hissetmiyoruz bile.. Ama Pippa Bacca gafil avlandı. Yazık oldu.


They would not listen

They're not listening still

Perhaps they never will..

Thursday, April 03, 2008

Naughty!


Herşey Kürklü Merkür' ü seyretmemizle başladı. Bir grup kafa dengi kız. Oyunun futuristik bir distopya olması filan gibi entelektüel konular tabii önemliydi ama (sırıtılıyor burda) takıldığımız bir başka konu erkek oyuncuların sunuluş biçimiydi. Şimdi bu gözler erkeklerin nasıl desem sunuluşuna çok alışık değil. Kadınlarınkine alışık. Her biçimde her şekilde görsel malzeme yapılmış kadına alışık. Ama straight bir insan olunca (yani karşı cinsten etkilenen) kadınların sunduğu görsellik pek de alakadar etmiyor bu gözleri. O yüzden görsel malzeme olarak sunulan erkek görünce gözüne ışık tutulmuş tavşana dönmemiz normal. Gerçi oyun bir bakıma ho.mo.e.r.otik bir oyun.. Ama straight kadınlar için de bayağı seyirlik malzeme sunuyor.

Neyse ne diyordum, bizde bu oyunu konuşurken erkekleri metalaştırma fikri oluştu kafamızda. Bir çeşit keyifli intikam gibi. Kadınların üstündeki metalaştırılma yükünü biraz da erkeklere yükleyelim, onlar da metalaşsın, boylarının ölçüsünü alsın hem de gözlerimiz bayram etsin gibi bir düşünce :)

Böylece erkekler de kendilerini beğendirme telaşına düşecekler. Birbirleri ile rekabete zorla sokulacaklar. Belki manikürle pedikürle ve adını anmayı istemediğim diğer proseslerle tanışacaklar yani gönüllü ve periyodik acıyla.. Göbekli erkekler rahatça bira içemeyecekler, içince suçluluk duygusu ile kıvranacaklar. Gazetelerdeki tırıvırı bilgilerin beşi kadınlara güzellik sırrı veriyorsa beşi de erkeklere saç dökülmesine karşı neler yapması gerektiğini öğütleyecek.

Uzatmıyım bildiğimiz Hammurabi kanunu mantığı. Kadınlar metalaştığında ne oluyorsa, erkeklere de o olacak. Mükemmelleşme yarışında kadınlar yalnız olmayacak.

Şimdi buna iki yanlış bir doğru etmez kadınlar da metalaşmasın diyen politik doğrucular çıkacak elbet. Ki gönül ister tabii bunu, kimse metalaşmasın, hoş değil. Ama mevcutta kadın metalaşmasına dur diyemiyorsak erkekleri empatiye ancak böyle ulaştırabiliriz.

Hımm diyeceksiniz ki peki metalaştırabildiniz mi? Biz öyle yaptığımızı sandık, yani Kürklü Merkür oyuncuları için fecii şekilde fiziksel muhabbetlere girdik, projeyi konuştuk vb fakat proje bir arkadaşımızın eşiyle konuşurken "Acaba şu oyuncunun burcu nedir?" diye sorması ile feci şekilde darbe aldı. Eşi gülüp "biz asla kadın muhabbeti yaparken kadının burcunu veya herhangi bir insani özelliğini konuşmayız, düşünmeyiz, siz bu işi beceremeyeceksiniz, böyle metalaştırma olmaz " demiş. Düşündük te doğru.. Yapamadık yani.. Project mayhem has failed :)

Siz yine de demoralize olmayın kadın okuyucularım, deneyin. Son sayfa güzellerine bakarken oluşturduğumuz komplex duygusundan başka kaybedecek nemiz var? :))