
Bilmem ki beni uzun süredir okuyorsanız sıkıldınız mı, aynı labirentte dönüp durmamdan, peyniri hep bulacak gibi olmuşken labirentin en ücra köşesine zorla kendimi sürüklememden.. Ama sıkılsanız da yapacak birşey yok, ben kafamdaki çözümsüz noktaları yazmaya devam edeceğim. Çözümsüz değil de benim bir türlü çözemediğim.
Evet, başlık kafamda bu aralar dönüp duran kavramları anlatıyor.
Bunlardan ilkini komplex olarak seçtim, biliyorsunuz blogumun ismi talisman-diyette ve blogu açalı da bir yıldan fazla oldu, bu bir yılda diyette olduğum gün sayısı ile olmadığım gün sayısını oranlarsak ya da oranlamasakda mı saklasak sizden gerçeği ki ben diyet filan yapmadım adam gibi. Bir de bunun için blog açıp yine de yol alamamayı hazmedemedim, üzüldüm. Bir Alice vardı, anonim okuyucu mesela o yazılarımdan birine yorum yazarken bir şekilde sinirlenmişti ve "diyet için motivasyon olsun diye açılan ama amacına da ulaşamayan blog" şeklinde bahsetmişti blogumdan. Acaip incinmiştim ben yaa. Belki gerçek olduğundan..
Yaa blog, işte böyle, dertleşelim senle biraz.. Ne diyordum, sonra ben istediğim gibi diyet filan yapamayınca caydım diyet blogu işinden direk aklıma gelen herşeyi hayatımın içinde beni etkileyen herşeyi yazmaya başladım. Diyetten de bahsetmedim sıkılıyordum, boğuluyordum. Bu nasıl bir his bilemezsin blog bee, yiyecek adından bile tiksinirsin, bir kişi "şunu şöyle yapma da böyle yap" dediğinde kusasın gelir yine de yemek zamanı geldiğinde oturur, sanki başka seçeneğin yokmuş gibi yersin. Başka seçeneğin olmaması hissi çaresizliktir. Aslında olduğunu bilmek çaresizliğin daniskasıdır. Bir de kendini anlatamazsın en yakın arkadaşların bile "e nedir ki yani, yeme" derler. Yaa öyle kolay ki.. Zor mu? Belki de değil, belki ben fazla hedonistim. Sefa pezevenkliğini abartıyorum, zora gelemiyorum. Ya da ne bileyim sorunlarla direk yüzleşemiyorum, onlarla arama kilolarımı koymak iyi geliyor. Siperde gibiyim belki kilolar da beni koruyor. (Neden be yavrucum? Neyden koruyor yani? Bilmiyorum.)
Komplexlere boğulmak da kolay oluyor bu durumda iken. Bazen gözümde öyle büyüyor ki, arkadaşlarıma siz neden benimle arkadaşsınız bile diyorum. şok oluyorlar, şok olmaları iyi gelmeli di mi bana? Yok gelmiyor. Vücudumun normalde de bana göründüğü gibi mi olduğunu merak ediyorum, öyle ise kimse yanıma yaklaşmamalı sanki. Off abartıyorum. Kendimi cüzzamlı gibi hissediyorum desem de abartı olur di mi? Allah korusun..Komplex böyledir blogcum, battıkça batarsın nefes alamazsın, nefes alamadığını çaktırmamaya çalışır iyice tıkanırsın. Neyse böyle işte. Bazen hafifliyor ama bu, böyle hissetmiyorum hep, bazen de ateşleniyor, sıtma nöbeti gibi sarıyor. Bu nöbet de geçer, biliyorum ben..
Rusty Cage e gelince bu aralar en çok dinlediğim şarkı, Johnny Cash söylüyor, muhteşem adam. Şarkı cover ama, aslında Soundgarden ın sanırım. "Im gonna break my rusty cage and run" şeklinde sözleri var ve ben hep bu durumu özetlediğini düşünüyorum. Sahiden yıllardır bu rusty cage (paslı kafes) içindeyim ve debelenip duruyorum. When will I break my rusty cage and run? Ne zaman lann? (aha delirdim)
Insomnia ya gelince bazen çalışırken bir noktaya çakılıp kalıyorum outlook ta bir folderdan öbürüne giden dosya resmi var, dakkalarca onu seyrediyorum sanki en önemli işim oymuş gibi. uykusuzluktann.. Arada beynim duruyor, öylece bakıyorum. ya da biri birşey söylüyor, bakıyorum. Bakıyorum ben, durmuşum. Beyin stop etmiş. Şalteri indirmiş. Uykusuzluk böyle birşey. Siz uyuyun tamam mı? Yapmayın böyle..
Son olarak "give me a reason to love you" - "seni sevmem için bir sebep göster" derken hitap ettiğim bir insan değil. Hayata diyorum, bir sebep ver be hayatçığım, ben de sevmek istiyorum seni, ben de boş değilim sana karşı ama bilmiyorum ki bazen hep seni neden yaşadığımı düşünüyorum. Vardır neden, çoktur muhtemelen, beynim çalışmadığından düşünemiyorumdur. Olur öyle. Bulurum be bir iki sebep di mi? sen kendin vermezsin benden istersin, sen bul dersin, korkarım. öyle bir huyun var senin. Peki hayat'ım, bulacağız, buluruz, emrin olur.
Not: Şimdi yazı belki karanlık ama yanlış ifade etmiş olmayım kendimi öyle koyu bir umutsuzluk içinde filan değilim. İşte biraz üzgünüm, biraz neşeli. Şimdi yanımda olsanız anlayamazsınız hangisi.. Hatta sizle gülüşürüz, size komik şeyler anlatırım, rol de değil, neşelenirim gerçekten, hep maraz tohumu gibi dolaşmıyorum, üzülmeyin ama blog işte, jilet kustuğum bir yer benim. İçimde bir sürü paslı jilet var sanki, ben çıkardıkça acı çekiyorum ama çıkarmasam içimde kalsalar, zehirleyecekler beni..


















