Tuesday, June 03, 2008

Gerçek?


Hayatımı karıştırmaktan hoşlanıyorum. Odamı karıştırmayı bile seviyorum çünkü düzenleyince insanın içine süper bir duygu doluyor. Oysa hep odanın düzenli durması için çaba gösterirsen, ufak ufak ama sürekli bir çaba, odan hep düzenli oluyor ama bunu farkedemiyorsun, hiç karışık olmazsa hiç düzenli de olmuyor sanki. Klasik çirkin yoksa güzel de olmaz gibi. Aslında bu da çok tekrarlandığından midemi bulandıran bir felsefe ama doğru işte..

Ne diyordum hayatım karışık yavv.. Para mevhumum yok, beden terbiyesi sıfır, hani beynini doğru yerlere kanalize etme filan sıfır, chick edebiyatı bile okuyorum yahuu.. Gerçi okumayı hiçbir zaman "kendimi geliştirmek" için filan yapmadım. Yapanları da küçümsedim sanki, kitap zevk verdiği için okunur. Nedir yani.. Ya da en sinir olduğum insan tipi "Peki bu okuduğun kitap/ seyrettiğin film sana ne kattı?" diyenler. Elinin körünü kattı, sayelerinde bir saat de olsa bu boktan hayata daha rahat katlanabildim bu yeterli mi senin için, pragmatik insan? Aha celallendim, nooluyosa.. Cümleyi de tekrar okudum da isyan eden sivilceli ergen cümlesi gibi, boktan hayat filan heheheh..

Cumartesinden Pazar' a kadar 26 saat film seyrettim hafta sonu. Arkadaşlarla ev sinema festivali olayına girdik. Projektörle duvara yansıttık, perdeleri çektik sinema gibi oldu, sonra aralar vererek boyuna film seyrettik arada balkona çıktık, yemek yedik, gene seyrettik, Ben ortasında uyuyakaldığım gece filmleri dışında tam 9 film seyrettim. Çok güzeller de vardı vasatlar da.. Anneme bu etkinliği anlatmak zor oldu:

- Annecim şimdi biz başlıycaz Cumartesi 10,00 da film seyretmeye Pazar 13.00 e kadar seyretcez.


- Neden???


Aslında haklı tabii kadıncağız, neden ki? Ama güzel birşey, içmeden sarhoş olmak, hem de filmlerle, uyuyakaldığın zaman beyninde yüzbinlerce görüntü dönmesi, filmlerin karışımı rüyalar görmek, ertesi gün ilk kez gün ışığına çıkınca yarasa gibi gözleri kırpıştırmak, gülmek.. Hepsi de hoş :)
Karamel harika bir film, yönetmen/başrol oyuncusu kadın nerdeyse Monica Belluci den güzel, film renkleriyle senaryosuyla harika birşey..

Yetimhane (orfanato) güzel bir korku filmi.

Man from earth diye harika bir film varmış, haberim yokmuş. Sadece finali biraz anlamsız.

My Own Private Idaho hasta etti beni, narcoleptik çocuğun her uyuyuşunda ben de uyumak istedim. Salak bir filmdi bence, umduğum gibi çıkmadı. Fil ne güzeldi oysa.

Ama en güzeli Lars and The Real Girl.. Uff mükemmel birşey. Seyredin onu yaa..Aşk zaten bir illüzyon ya Lars bir adım ileri gitmiş el arttırmış, internetten sipariş edip getirdiği şişme bebeğe aşık, şişme bebek de ona, tabii Lars a göre.. Bir kasabada yaşıyor Lars ve kasaba halkı onu çok sevdiği ve asosyalliğine üzüldükleri için durumu Lars ın algıladığı gibi kabulleniyorlar ve ona bu durumu garip bulduklarını çaktırmıyorlar. Normal bir çift gibi davranıyorlar. Bu sevgi çok çarpıcı, film Dogville' in antitezi gibi, yani hiç gerçekçi değil ama güzel.

Bir de düşündüm de, aslında maşuk dediğimiz kişi eğer bizim beynimiz ona şekil vermezse, kendi gerçekliğinde bir şişme bebek kadar yabancı değil mi bize? Aşık olmak karşındaki kişiyi yeniden yaratmak demek. Maşuk kişi de kendini senin aynandan görünce gördükleri hoşuna gidiyor, buna mutluluk diyoruz. Hepsi bu..

9 comments:

tavsan said...

Niye aska bok atmaya calisiyorsun? Ha, ha? :)
Lars and the real girl hakkaten kasaba halkinin davranislari baglaminda cok gercek disi (hani oyle dusunceli, sevgi dolu, kabullenici olmalari baglaminda), hem de cok yumusak, hos bir filmdi gercekten. Oyle yumusak ve sevgi doluydu ki etkileyiciydi. Orada ama asktan cok iletisim vardi bence. Ya da bir baskasini sevmenin, ona kendini acmanin, onunla baglantiya gecmenin korkusu.
Zaten sonrasini gostermiyorlar; yani plastik kizla iliski kurmak kolay da sonrasi zor zaten asil. Ona baska filmlerden bak; mesela The Last Kiss, ya da daha iyisi Garden State; orada hem ask hem de bir nevi sonrasi var. Ama bu konuda sah film The Eternal Sunshine of the Spotless Mind.

Yine de ben sana birkac doz Love Actually yaziyorum buradan; madem hayatinda ask var bu aralar;) Jump calan sahnede kalkip dansetmek mecburi:P

metin said...

Son paragrafınızda lafı gerçeğin gediğine koymuşsunuz Talisman Hanım. Tebrikler efenim.

Ayrıca ben de uyuz olurum "bu kitap sana ne kattı"cı taifesine. Uyuz kardeşliğine hoşgeldiniz.

Yetimhane'yi beğenmedim ben. Kadın iyi oynuyordu, o başka.

ekmekcikız said...

Kendi festivalini kendin yap, olmuş sizinki. Hem de festival filmleriyle.
:)
Son paragraf gayet yerinde bir tesbit. Ve fakat şimdi aşıkken yeri ve zamanı mı?

Not: Sana bir link uzattım, benim son yazıda.:)

Everfever said...

mevhum kelimesini bilmemekle kalmayıp anlamını öğrenmek için ingilizcesine baktım, kendimi tebrik ediyorum. İternıl saynşayn güzeldir, ama nedense love actually daha bi sıcakmış gibi gelir bana.

Neyse ben çevirilere devam ediyim :)

TalismanDiyette said...

Anaam amma geç yazıyom..

Tavşancımm,
Yav aşka bok atmıyordum ki ben. Kendisinden memnunum.. Bu tespitlere rağmen güzel birşey. Kötü değil ki bunlar. Ne güzel kendini kandırabilmek hem kandırmak da ne ki? Gerçeğin farklı boyutunu görmek, yani gerçek yoksa kandırma da yoktur. Ki gerçek yok zaten..
Love Actually ye de bayılırım ben, moralimiz bozuldukça kuzenimle koyar izleriz.
Eternal Sunshine ise şahaser birşey..

Metin Beyciğimm,
Demek Yetimhane yi beğenmediniz. Biraz klişeydi ondan mı? Ben pek hoşlandım, bu türü seviyorum. Biraz "Karanlık Sular" ı da anımsattı bana ama onda daha çok etkilenmiştim. Ne de olsa çekik filmi ve onlar korkutmayı biliyor..

Ekmekçikızcım,
Aşıkken anladım ben bunu aslında ve hoşuma da gitti. Olumsuz gelmedi bana :)
Ayrıca o linke bayıldım ben, bir de beni hatırlaman hoşuma gitti oraya bakıp :)) Sağol canımm..

Evercım,
Çeviri yapmak ne zor iş yaa. Ben hemen sıkılırdım herhal.. Mevhumu öğrettiğime sevindim. :) Love Actually deyince aklıma hemen ilk sahnelerde kadının cenaze töreninin gelmesi benim iflah olmaz bir pesimist olduğumu gösterirmi ki? Ama çok sevgi dolu bir cenazeydi yahuu..


Sevgilerr..

gorkem said...

evde festival fikrine bayildim, sanirim calacagim :)

Talisman said...

Hoşgeldin Görkem,
Çal valla çal. Süper oluyor ama muhakkak projektör ayarlayın 70 ekran bile olsa televizyonla güzel olmaz..

radiopanic said...

yetimhane filminde gerçekten korkmuştum. evde karanlıkta ve yalnız izlemenin de etkisi olsa gerek. bile bile lades aslında, korkayım diye izlediğim bir film. hatta izlemeye değer bir korku filmi. ispanyolca olması daha da korkunçtu bence. bu blogu da çok beğendim. geç bulmuş olmak üzücü.

ne ben olabildim ne de başkası said...

*kessinlikle kitap zevk verdiği için okunurrr.
*ve gerçekten maşuk bizim zihnimizde yarattığımız bir yanılsamadan ibaret. bu yanılsama ne kadar sürerse bence aşk da o kadar sürüyor.