Friday, August 21, 2009

Carrie


Bir kaç gün önce moralim çok bozuktu, nedeni belirsiz pis sıkıntılardan. Eve geldim. Kendimi teselli edecek birşeyler aradım. Kitaplara baktım çünkü teselli olmak için sevdikleri ile konuşan bir tip değilim. Bahsetmişimdir, canım sıkkınken çok yabanıl bir hal alırım, kendi kendime kalmak isterim. Ama kitapların arkadaşlığına da hayır demem.
Ufak kitaplığıma baktım, tüm bir rafı kaplayan Stephen King' lere ilişti gözüm. Tamam dedim, ilacım bu benim. İçim böylesi yıkıcı bir hisle doluyken, baştan aşağı yıkıcı şeylerin anlatıldığı bir kitap, çivinin çiviyi sökmesi gibi benim içimdeki negatifliği alır dedim. Aslında bundan da ziyade insanın bir aynaya, yankıya ihtiyaç duyması gibi birşey bu. Bu da benim kendimi ifade ediş biçimim. Kime? Belki kendime.
Neyse baktım ve en çarpıcılarından birini seçtim. Hikayenin başladığı kitap. Stephen King hikayesinin. 27 yaşındayken yazdığı ilk romanı: Carrie. Bu roman, en iyi romanı değildir, dili iyi değildir, en korkuncu değildir. Peki neden çarpıcıdır? Çünkü çok çok ilkeldir. Direk en temel güdümüzü hedef alır.
Romanın başrolünde Carrie yoktur aslında. Başroldeki şey kandır. Türlü çeşit kan. Yardımcı oyuncu da kadınlıktır. Kan ve kadınlık. Bu romanın özeti budur benim için.
Bilmeyenler için konusunu kısaca anlatayım: Carrie, telekinetik güçleri olan (nesneleri dokunmadan hareket ettirebilme) , olağanüstü dindar, bağnaz annesi ile yaşayan bir ergen. Carrie okulda bir alay konusu çünkü sarsak ve bakımsız. Annesine göre herşey günah olduğu için, giysileri normal çocuklarınki gibi değil, yine annesi ona toplum içinde davranışlarla ilgili hiçbir şey öğretmediği için çok çekingen. Her fırsatta alay ediliyor, gülünüyor.
Okulu beden eğitimi dersi için kullanılan duşunda ilk kez adet görüyor fakat annesi ona adet kanamasını da anlatmadığı için öleceğini sanarak ağlamaya başlıyor. Diğer kızlar bunun üzerine Carrie ile alay etmeyi abartıyorlar. Üstüne pamuklar, tamponlar atıyorlar, delirmiş gibiler. Carrie' yi beden eğitimi öğretmeni kurtarıyor. Sonradan bu durumu tekrar değerlendirip pişman olan kızlardan biri, erkek arkadaşından Carrie yi meşhur yıl sonu balosuna davet etmesini istiyor. Ama Carrie' den nefret eden diğer bir kızın da baloda Carrie için hazırladığı bazı kötü süprizler var. Gerisini anlatmayayım. Ama balodaki bu kötü süpriz Carrie' nin telekinetik güçlerinin korkunç boyutlarını gösteriyor.
Şimdii kanın ve kadınlığın başrolde olmasını analiz edebiliriz.
Roman zaten adet kanı ile başlıyor. Normalde hemen pedle , tamponla kontrol altına alınan ve herkesten gizlenen adet kanı, duşta herkesin gözü önünde kontrolsüzce akıyor. Bunu gören kızlar deliriyorlar, toplumsal öğretilerle baskıladıkları ilkel benlikleri kanı görünce ortaya çıkıyor. Ve ilkeller gibi kanın sahibine saldırıyorlar.
Annesi Carrie' ye hiç bir zaman kadın olmayı öğretmemiş. Adet kanını bile bilmiyor. Annesi göğüslerine "kirliyastıklar" diyor. Bol elbiseler giydiriyor. Kızının cinsiyetini tamamen yadsıyor. Ama buna doğa izin vermiyor. Carrie' nin adet kanı onun kadınlığının mecburi nişanesi. Yani Carrie' nin kadın olduğunu kendisi de annesi de ne kadar yadsırsa yadsısın, Carrie bir kadın. Bu bir lanet gibi algılanıyor annesi tarafından. Tüm olayları dönüm noktası da bu. Carrie' ye kadınlık yaramıyor.
Arada flashback lerle annesinin kendi gençliğinde kendi kadınlığı ile nasıl mücadele ettiği ve mağlubiyetini görüyoruz. Annesi Carrie' nin doğumuna sevinemiyor çünkü çocuk doğurması da kendisinin kadın olduğunun silinemez kanıtı. Bundan hoşlanmıyor. Çocuk kadın için "düzüştüğünün" göstergesi ve evli olsun olmasın, bu gerçek kadına utanç veriyor. Anne püriten ahlak anlayışının abartılı bir figürü.
Annenin Carrie' yi evde doğurduğunu görüyoruz. Utancını kimseye göstermek istemiyor. Çığlıkları üzerine evine girenler anneyi kanlar içinde buluyorlar, göbek bağını da kadın kesmiş. Doğum olayı da bol kanla resmediliyor.
Carrie annesinden farklı, o kadınlığı ile barışmaya kararlı. Bu nedenle kendisini baloya davet eden çocuğun sadece acıma ile bu teklifi yaptığını bilse de kabul ediyor. Çünkü insan içine kadın kimliği ile çıkmaya kararlı. Annesini de korkutan telekinetik gücünden çok bu kadınlık ile barışma olayı. Kızını bu kadın olma halinden korumak için akla gelmeyecek şeyler yapmış biri o. Romandaki ifadeyle "Kara Adam" ı yenen, içinden çıkaran yine o. Kızının
çabaları onu dehşete düşürüyor.
Carrie baloya kendi diktiği güzel bir elbise ve yakışıklı bir kavalye ile gidiyor. Roman klasik, çirkin ve gözlüklü kızın bir kuğuya dönüşerek mutlu sonla hikayesini sonlandıracak gibi akarken birden devreye yine kan giriyor. Hem de bol bol kan. (burada ayrıntı vermeyim spoiler olmasın) Kanın tekrar sahne almasıyla insanlar yeniden ilkelleşiyor. Bu ilkelliğe Carrie' nin tepkisi ile tam anlamıyla küçük bir kıyamet yaratma oluyor.
Aslında Carrie romanı tam anlamıyla bir porno. Şiddet ve kan pornosu, en hardcore' undan. O yüzden de süper bir roman değil, biraz seviyesiz açıkçası. Ama zevkli. İnsanın moraline iyi gelmesinin de sebebi bıraz bu. En ilkel formuna dön azıcık ve azıcık rahatla. Tabii abartma, toplumsal kimliğine de çok geçmeden geri dön.
Ben nitekim romanı tekrar bir çırpıda okuduktan sonra kitabı annemin kucağına atarak, "romanda kız annesini öldürüyo hehehe" şeklinde gülerek toplumsal kimliğime geri döndüm. Annem de "bıktım sizden de bu manyak adamdan da" diyerek tepkisini ortaya koydu.
Uyum içindeydik..

14 comments:

geveze baykuş said...

ben galiba filmini izlemiştim, havuzda dehşet vardı finale doğru...

arada bana da iyi gelir tuhaf kitaplar ve filmler ama anneme söylesem böyle, seninki gibi değil, hüngür şakır yatağa atlayıp hıçkırıklara boğulan belgin doruk edasıyla cevap verir:

- aşkolsun... ühühühühühühüh...

tavsan said...

hahaha, ben yazinin en sonunu begendim en cok:))

JoA said...

böyle kitaplar niye okunur, böyle filmler niye seyredilir hiç bilmem. yazık yahu kendinize:)

not: evet, korkuyorum ben:(

hafif abi said...

Sevgili Talisman Apla,

Eğer müstesna varlığınızla benim mekanı bir an önce şereflendirmezseniz, ben de baskıladığım ilkel içgüdülerime döneceğimi taahhüt eder, saygılarımı sunarım.

sihirli eller said...

bende king'in kitaplarını severek okudum.ama bunu kaçırmışım.

WindRider said...

benim en sevdiğim s.king hikayelerindendir... muhtemelen okuduğum ilk s.king romanı olmasından ötürü.

kan, vahşet, dehşet sevmesem de, perdede görmeye sayfada hayal etmeye dayanamasam da, king'in ve de bu romanın yeri bende ayrıdır.

sanırım carrie'ye ve onu "bu durum"a getiren şartlara yandığım için biraz da. carrie biraz "abartılmış" bir figür olsa da, onlardan çok var aslında.

ilk defa bir yazınızı okudum, çok da keyif alarak okudum. selamlar.

Ekmekcikız said...

Filmi ilk oynadığı zamanda seyretmiştim, çok etkilenmiştim. O vakit, üniversite öğrencisiydim diyeyimde...
Ve fakat S. King'den uyarlandığını bilmezdim, seni okuyunca öğrendim desem? Acayip, di mi?
:))

Talisman said...

Geveze Baykuş,
Yok havuz yoktu olayda ama bir kan banyosu tarzı bir sahne var. Belki havuz- banyo filan ordan şeetti :)
Valla annem idmanlıdır, zerre alınmaz üstüne, zerre kızmaz. Sadece olgun olgun söylenir, kendi de güler belli etmeden.

Tavşanım,
Aşkolsun çözümleme filan yaptık o kadar :)

Joa' cım,
Sebebi aynalamak bence. "Sana gül bahçesi vaadetmedim" kitabında, karşı ateşler yakar şizofren Deborah. İçindeki ateşi aynalaması için elini kolunu yakar. Ciddi yanıklar. Bizim tavır bunun çok çok çok hafifi.
Kork bence, en sağlıklısı bu. Seni destekliyorum.

Hafif Abicim, Tehdinizin işe yaradı maşallah malikanenizden çıkmıyorum. :)

Sihirli Eller,
Hoşgeldiniz. Stephen King' in diğer kitaplarına göre acemidir ama Stephen i içten seven bu kitabı da sever, bağrına basar kusurlarıyla.

Wind Rider,
Hoşgeldiniz. Carrie çok gerçek bir karakter zaten. Telekinezi dışında olağanüstü birşey yok zaten romanda ve telekinezi de aslında baya bir yan rolde. Onun dışında klasik bir öteki hikayesi Carrie.
Bu arada nickiniz bana "whake rider" ı anımsattı, çok güzel filmdi o yaa.

Ekmekçikızcım,
Ben de filmi seyretmedim ne utanç. ama Stephen in ender emenun kaldığı kendi uyarlaması filmlerdenmiş. Seyretmek istiyorum.

Sevgiler :)

Talisman said...

whale rider.

Uff ne yazım yanlışları yapmışım bee :)

torkunc said...

hardcore iyidir, duyumunu artırır insanın ;)

carrie' nin soyadı da bu saflık olgusuna işaret ediyor. carrie tecavüz sonucu mu doğmuştu; ben mi uyduruyorum!?

It was bad, Mama. They laughed at me. - Carrie White

De Palma'nın filminde Sissy Spacek aşık olunan karakterler kategorisine terfi etmiştir benim katımda...

(selam sana, talisman!)

miso said...

Carrie iyidir be Talisman. Filmi seyrettiğim zamanlar benimkilerin ne kadar muhterem insanlar olduğunu düşünmüştüm kızcayızın anneyi görünce:) İçimdeki bi ton isyandan da utanmıştım. (Kısa bir an için, heheh)

marruu

Talisman said...

Selam sevgili Torkunç,
Yok, Carrie bir tecavüz çocuğu değil. Ama annesi püritenliğin gözünü çıkardığı için kocasıyla birleşmesini bile günah buluyor ve olayı sonradan tecavüz gibi aktarıyor. Ona göre şeytanın işi bunlar.
Sissy Spacek evet güzel duruyor.
Hardcore da candır o ayrı :)
Sevgiler.

Talisman said...

Misocuğum,
Ne güzel seni görmek burda. Özlemişiz :) Geçmişler olsun canım arkadaşım.
Öperim.

Anonymous said...

Bu hikaye gerçek mi? Yani romanın içinde geçen esquire dergisinden alıntıdır vs vs.?