Tuesday, December 11, 2007

Angst


Etrafa bakıyorum, kendimi yabani bir hayvan gibi hissediyorum. Herkes resme uyuyor ben uymuyorum gibi. Görüntüde uyuyorum halbuki. Açık ofis, etrafımda bir sürü insan, aynı tip masalarda aynı PC koyuş şekli, aynı kalemler, aynı telefon, telefon PC açısı bile genelde aynı. Kızlarda küçük ıvır zıvır süs eşyası bende de bir balıklı küçük kutu var mesela içinde yazın topladığım beyaz taşlardan var, bakıp yazı hatırlarım diye getirmiştim onları buraya, hiç bakmıyorum, yazı hatırlamıyorum, yazın hatırlanmaya değecek olduğunu da düşünmüyorum. Takvim de aynı bu arada, şirket dağıttı, üstünde şirket logosu var herkeste aynı ay açık, eh bu normal herkes aynı ayda, benimki sık sık geri kalıyor, takvime pek bakmıyorum, bakana şaşıyorum. Bayrama 1 hafta kaldığını az önce öğrendim, yılbaşına da az var, bu ay sonu yılbaşı... Az önce şirkette koca bir plastik çam ağacını süslediler. Böyle faaliyetlere ağzım açık bakıyorum. İşgüzar birkaç tip, ciddiyetle süsleri ağaca astılar, biri sonunda dakikalarca kar spreyi ile kar yağdırdı üstüne.. Yüzünde yine aynı ciddi ifade. "Çam ağacına kar yağdırıyorum ve bunu çok önemsiyorum" bakışı.

İş arkadaşımı sevgilisi arıyor telefondan bunu görebiliyorum, o yokken ben açayım diye tasarlanmış telefonlar, tabii sevgililerin telefonlarını açmıyoruz, özel hayata bir yere kadar saygılıyız. O yer neresi bilmiyorum, değişiyor.

Yanımda yeni gelen bir kız oturuyor, çok ürkek, bana bilgisayarına nasıl printer tanımlatacağını sordu, ben yapayım dedim ama bir türlü olmadı, mahçup oldum. O ürkek, ben mahçup. Şimdi sessiz oturuyoruz.

Burda olmak istemiyorum, başka bir yerde de olmak istemiyorum.

Ellerimi yüzüme götürüyorum, ellerim kahve kokuyor, kahve kokusu güzel. Küçük mutluluklar vırt zırt muhabbeti vardır ya, "kahve kokusu işte hayatım, bununla mutlu olabilirsin, büyük mutluluklar arama, bazen bir gülümseme yeter " kusmak istiyorum bu edebiyata. Küçük mutlulukların her birinin üzerine. Büyük mutluluk da istemiyorum küçük de.. Mutluluk ne onu bilmek isterdim ama.. Doğuştan mutluluğu..Bazıları öyledir, içlerinde barışla gelirler dünyaya ya da mükemmel ebeveynleri olduğundan bilemiyorum. Bu kafa ütüleyen saçma bunalımlardan uzak yaşarlar, hayatı olduğu gibi kabul ederler ve üstlerine düşeni yaparlar. Küçümseyerek söylemiyorum, kinaye etmiyorum, bunlardan olmak isterdim. Kendimle bu kadar kavgalı olmayı istemiyorum aslında, inanması zor olsa da. Çünkü pek mutlu gibi duruyorum bu nefret kuyusunda. Yok memnun değilim bundan. Alternatifini de istemiyorum ama, yani düzelmeyi. Düzelmeyi gerektirmeyecek şekilde doğmuş olmak isterdim o kadar. Yapboza aslında uymayan bir parçayı kanırtarak sokmak istemiyorum.

Ha bunları yazdıktan yarım saat sonra yine sırtararak maskaralık yapmaya başlayacak mıyım? Başlayacağım, bu da beni bitiriyor işte. Az bir denge bee. Bir parça, ne olur..Hani az içiçe geçin, aynı yoğunlukta gelmeyin üstüme.


Yine kar yağdırıyor bunlar, ben bunları döverim var yaa..

18 comments:

Öykücü said...

Şimdiye kadar yazdığın en güzel yazı.Enfes olmuş.

Hayat kimse için kolay değil.Mükemmel ebeveynler,mükemmel zekalar,mükemmel vırt zırt sence bu mutlu olmak için yeterli mi? Bence değil.

Mutlu omak için gereken tek şey senin de sahip olduğun herşeyin mükemmel olduğunu düşünmen.Ya da mükemmel bazı şeylere sahip olduğunu düşünmen.

Dünyadaki en güzel kadın burnunun kocaman olduğunu düşünüyorsa mutlu değildir ve hatta dünyadaki en güzel kadın da değildir.Ya da en zengin adam kendini yeterince zengin hissetmiyorsa,daha fazlasını kazanma hırsı içindeyse en zengin olması ne halta yarar?

Mutlu olmak için herşeyin mükemmel olduğunu düşünmene bile gerek yok aslında.Var olanları düşünmelisin.İdare eder bir işim var, güzel saçlarım var,ayaklarım var,çok şükür iki gözüm var gibi uzayıp gidebilir bu liste.

Evet ya sırf iki gözümüz var diye bile mutlu olabilmeliyiz ya da olabiliriz ya da olanlar vardır.

Daha kötüsü keşke iki gözüm olsaydı o zaman çok mutlu olabilirdim diyenler.

İçindeki sorunu da,kendinle olan dertlerini de bilemem Tal ama kedine haksızlık yapıyorsun.Çok parlak bir zeka, satırların arasından bile hissedilen bir güzellik,bir iş ve muhtemelen iki göz...(uzayıp gider)

Sana sahip olduklarınla mutlu ol diyorum evet.Çok klişe, sinirliysen boktan,istiyorsan da kus ama dediğim bu.Çünkü ben de öyle yapıyorum.Hayatta sahip olmadıklarını düşünüp mutlu olan da görmedim.

Mutlu olmalısın.Kusmaa.Üf be Tal göz muhabbetinden sonrasına kussaydın bari.

Not: Depresif yazılarını da seviyorum:D Buna bayıldım mesela,söylemiş miydim;)

Öptüm.

ekmekcikiz said...

İnsan, içinde bulunduğu ruh halini yaşayan, en azından o durumu anlayan, bir zamanlar yaşamış olanlarla birarada olmayı tercih ediyor.
Bu aynı zamanda kendini doğrulamamnın, haklılığını kendine ispatlamanın bir yolu.
Nasıl desem "diyet kardeşliği" gibi adeta.
Duygunun ("o" duygunun ne kadar uzağına düşersek "o" kişiden de uzaklaşıyoruz, sonunda.

Everfever said...

her zamanki gibi madde madde:
- Bayram haftaya mı???
- Küçük mutluluklar insanıyım, çok mutluyum. Mesela baklava, küçüktür ama beni mutlu eder.
- We don't have to fill in the blanks.

tavsan said...

Hayir benim anlamadigim hemen herkes ayni durumda oldugu ya da ayni durumlara arada/sIk sIk dustugu halde neden hala dunya boyle. Tamam kisilik arizasi da olabiliyor bazen mutluluga engel ama sendeki oyle degil (cok bilirim ben evet).
Hepimiz birbirimizi sIkIstiriyoruz, hepimiz bir seylerin pesinden kosuyoruz durmadan, yetismeye, baskasinin yaptigini/yapamayacagini yapmaya, baskasinin yasadigi gibi/yasayamadigi gibi yasamaya, baskasi gibi/onlarin olamadigi gibi olmaya calisiyoruz. Bitap dusurucu, yorucu, zaman zaman bogucu, bir yere varmayan ve cogu zaman insani cokerten bir caba. Niye?
de/ama bu niyeyi herkesin sorup yanitini herkesin vermesi gerekiyor kurtulmak icin. Ya da biz kendimize baska bir dunya kurucaz, nasil olacak onu da bilmiyorum. En azindan (belki en cogundan) yalniz degilsin;)

metin said...

"Yapboza aslında uymayan bir parça"nın ta kendisiyiz biz! Mutluluk nedirin cevabı da aşk nedirin cevabı kadar muğlak ve muallaktadır. "Küçük mutluluklar"sa bir zamanın Arçelik reklamlarını hatırlatır bana.

Kustuktan sonra biraz limon kolonyası iyi gelebiliyor bazen. Kalitelisi. Sonra da bol köpüklü bir fincan sade Türk kahvesiyle nane likörü.

kafcamus said...

"Düz bir yolda yürüyor olsaydın, tüm ilerleme isteğine rağmen hala gerisin geriye gitseydin, o zaman bu çaresiz bir durum olurdu; ama sen dik, senin de aşağıdan gördüğün gibi dik bir yamacı tırmandığına göre, adımlarının geriye kayması, bulunduğun yerin durumundan ileri gelebilir, o zaman da umutsuzluğa kapılmana gerek yoktur."-Kafka

Biyonikkedi said...

Çam agacına kar yağdırıyorum ve bunu çok önemsiyorum bakışı

*Böyle miydi,keşke kopyalasaydım :/
Böyle salak işleri yapıp en ciddi adam rolündekilere gülerim ben.

*Ya O kızla çok iyi anlaşacaksınız yada hiç ummadığın şekilde(saman altından su yürütür,ateş olmayan yerden duman çıkmaz,sessiz atın tekmesi pek olurcinsinden) seni şaşırtacak (olumsuz olarak)

*Kahin miyim ben,çüş bana!

*Öykücü post yapmış,oha!

*Yani talisman beni delittin alt tarafı bana bi mail atacan yaaa, bi mail.
kedibiyohoca@hotmail.com

sherlotte holmes said...

şu yazıyı okuduğumdan beri bu sanırım bloguna 30. ziyaretim falan. her defasında şuraya bir iki bi şey yazıyorum ve tabii ki göndermeden siliyorum. bu defa bi şey anlatmayan bi şey yazarsam gönderebilirim belki diye düşündüm. sadece bi tek şey diycem... sen, haddinden fazla gerçeksin...

TalismanDiyette said...

Öykücü cüm :)
Benim derdim sanırım keçi gibi inatçı olmam. İyi hissetmiycem ben şeklinde bir inadım var. Biraz bilinçsiz birşey. Ama kendimi acıtmaya inatla devam ediyorum alternatifleri yani senin de bahsettiğin şeyleri direk es geçiyorum. Üzgün bir keçiyim. :(
Bana söylediğin güzel şeylere çok teşekkür ederim. Bir de içten bir üzülme ve yardım etmeye çabalama halin var ya, asıl onun için çok teşekkür ederim, biraz da mahçup olurum :)
Tekrar teşekkür ederim arkadaşım.
Sevgiler.

Not: Yok, iki gözüm var, göz fetişimin sebebi başka :)

TalismanDiyette said...

Ekmekçikızcım,
Doğru diyorsun, kendimize benzerleri arıyoruz, özellikle onaylanma ihtiyacımızı karşılıyoruz. Bir de sanırım yaşadığımız şeyin insani olduğuna dair inancımızı güçlendirmek için de yapıyoruz bunu. Yani kendimizi bulunmaz bir -gavurların deyimiyle- freak sanırken, başka freakler bulmak iyi geliyor.
Sevgiler.

TalismanDiyette said...

Ever'ım Fever'ım;
- Tabii haftaya sen ne sanmıştın?
- Sana bir küçük mutluluk da benden olsun, gönlümden koptu: Senin Eva Green, Golden Compass da oynuyor.
- But I want to fill them..Ühühühühü :)

TalismanDiyette said...

Tavşan'ım,
Sağolasın. Ya bence bizim dünyayı değiştirmememiz tanım gereği olan birşey, yani dünyayı değiştirmek için gereken gücü zaten kendimizi deşelemek için harcıyoruz :)
Sevgiler..

TalismanDiyette said...

Metin Bey,
O parçanın ta kendisi olduğumu idrak ettim sahiden, resme uymuyorum diyorum ya, uymayan yapboz parçasıyım evet.
Benim kustuktan sonraki rahatlama yolum"Suskunlar" oldu. Kendisi yeni Hayri Pıtır'ım olma yolunda (rahatlatması bakımından), aman Uzun İhsan Efendi duymasın.. :)

TalismanDiyette said...

Kafkamus,
Efendim Kafka'nın yazdıları ile beni teselli edeceğini rüyamda görsem hayra yormazdım. Bu arada rüya deyince ben böyle rüyalar çok görürüm, yani dik bir yere tırmanıyorum ve çok korkuyorum düşeceğim diye, serde yükseklik korkusu da var zaten, okuyunca hemen rüyalarım aklıma geldi.
Çok teşekkür ederim, gerçekten..

Not: Şımarıp birşey isteyebilir miyim? Kafka ile yüzeysel bir ilişkimiz var sadece "Değişim" i okudum. Ve "Kafka" filmini yaklaşık binbeşyüz kez seyrettim. Bana bir başlangıç Kafka'sı önerebilir misiniz? Şimdiden teşekkürler.

TalismanDiyette said...

Biyonikkedi,
Vallahi basiretim bağlanıyor hep unutuyorum ama yazacağım mail vallahi..
Not: Kızla iyi anlaşıyoruz sadece bazen çok iç paralayıcı bakıyor o kadar. (o da ne demekse :))
Sevgiler.

TalismanDiyette said...

Sherlotte'um, birtanem,
Bazen bu gerçeklik beni ürkütmüyor da değil..
Sevgiler..

torkunc said...

ne isterim?

mavi bir göl, yanında bir ağaçlık;
ağaçlığın sessiz bağrında
yayılmakta ayın saf ışığı;
sonra birçok güzel görünüm,
yaradılışın büyülü sabahında
toprağa parlaklık veren güzellikler:
o perilerle koklaşan ruhlar,
o baharın rengarenk, şuh göğsü,
o güzel kokulu yelin konuşmaları...

bunların ortasında bir yuva,
korkusuz bir kuş hayatı.
uzak bütün bağlantılardan;
uzak bütün gerçeklerden;
öyle amaçsız, sabahsız, uykusuz,
hep aynı gençliğin tadları;
hep o dingin ruhla geçen saatler,
o başıboş gizlilikler;
hepsinin üstünde bir küme duman,
sonra bitmez, masmavi bir gök...

22 Eylül 1898, Tevfik Fikret...

(yan masadan gönderdiler efendim...)

TalismanDiyette said...

Yan masaya en içten teşekkürlerimi iletin efendim..