Monday, December 17, 2007

Hunhar sinema eleştirmeni Talisman


Fatih Akın' ı severim ben. Kısa ve Acısız'ı çok sevdim, Im Juli'ye bayıldım, Duvara Karşı' ya aşık oldum. (Kısa bir aşktı ama, Funny Games filan gibi değil, daha çok bir haftasonu kaçamağı..)
O yüzden "Yaşamın Kıyısında" filmine büyük bir beklentiyle gittim. Biraz da kendimden emin. Hani sinemaya tasasız girersiniz ya, "Birazdan süper bir film izleyeceğim lan, harika valla" hissi.. Sık sık olan bir his değil, sevdiğiniz bir yönetmenin oyuncunun filmine böyle girersiniz. Hani arkadaşınızla tatile çıkmak gibi, abuk birşey yapıp sizi yarı yolda bırakmayacağını bilirsiniz. Bir rahatlık, bir genişlik..
Sonra ne oldu? Hiiç, umduğumu bulamadım, en yakın arkadaşım beni yarı yolda bıraktı, ben arkasından bakakaldım, yine de seviyordum arkadaşımı ama ikimiz adına da üzülüyordum.. (Bak nası önemsiyor kendini, kimsin lan sen? Kimsem kimim sana ne?)
Neden sevmedim filmi? Çok sebep var, maddeliyim mi? (-Ne olur ne olurrr, seviyorum liste yapmayı.. -iyi be iyi)
1- Herşey öyle kör gözüm parmağına ki.. Bir fikir bir düşünce mi anlatılacak baş kahraman bas bas bağırarak söylüyor.. Ama hani sinema dili? Ya da bir kızın annesi hakkında düşünceleri, ilişkilerinin anahtarını veren bir nokta mı açıklanacak, ver annenin eline kızın günlüğünü okusun herşey anlaşılsın.. Olmaz ki yaa.. Bu noktaya tek savunmam var, (kendim suçluyorum kendim savunuyorum) belki de niyeti aslında baş kahraman kızın fikirleri ne kadar içselleştirmeden, ezbere edindiğini asıl derdinin sadece bir mücadele içinde olmak olduğunu ortaya koymaya çalışyor olabilir (ki bunu da bir kahraman söylüyor aynı yazdığım şekilde :)) Ancak böyle ise birazcık daha az kör gözüm parmağına olabilir.
2- Karakterlerin hiç biri layıkıyla işlenmiyor. Sadece "Yeter" karakteri, ki kendisi kafadan filmin kahramanı zaten.. Çok etkileyici. Onun dışında ne Nurgül Yeşilçay' ın oynadığı karakterin değişimini içinize sindiriyorsunuz, ne de Lotte' nin.. Bunun sebebi de bence senaryonun dağınık durması, çok şey anlatmak isterken karakter üzerine çok yoğunlaşamaması..
3- Çok boşluk var, neden her gelen yabancı İstanbul' a yerleşmeye karar veriyor mesela?
4- Yönetmenin anlatmak istediği şeyi tam özümsemediğini hissettim. Daha önce "The Fountain" için de benzer şeyi söylemiştim.
Sözün özü içinde pek çok hoşluk barındırsa da (Kazım Koyuncu ile açılıp, onunla bitmesi, çok güzel iki yanı ağaçlıklı yol sahneleri, çok güzel bitiş karesi ve bitiş mantığı (biraz Haneke'nin Cache'sini hatırlattı bana.) )yine de beni -belki de sözkonusu kişi Fatih Akın olduğundan- tatmin edemeyen bir film seyrettim. Pişman değilim.

Not: Nejat İşler'in neredeyse kendisini oynadığı birkaç kare de güzeldi.

8 comments:

elektra said...

talis'im, yazının altına ben de imzamı atabilir miyim.
bir yönetmenin ta içinde duymadığı bir şeyi anlatmaya kalkması bu durumu doğurmuş bence de.nurgül'ün militan kimliği ve diğer miltanların kimliği o kadar fatih'in önyargıları ile dolu ki.çok ayıp. hiç yakıştıramadım ben de önceki filmlerini çok sevdiğim fatih akın'a.

ben de hannah 'yı( filmdeki adını hatırlayamadım) ve yeter'i sevdim filmde. tuncel kurtiz'i çok severim, adama bu kadar küfür ettirmesi acaba gerekiyor muydu hakikaten karakteri anlamamız için diye sordum izlerken kendime. ve yanıtım hayır oldu. tuncel kurtiz'i oynatıyorsun be adam. hırt karakteri konuşmadan bile oynar o . ki filmin sonunda azıcık göründüğü köy sahnelerinde karakter daha bir anlaşılmadı mı? üstelik iki kelime etmesine rağmen.

neyse, çok konuştum:)
iyi geceler...

DIAGONEL said...

valla tüm bu lumsuzluklara rağmen nejat işler varsa bu film işler abi modundayım (nejat'ın fan ı olduğum çok mu belli :D )

gülçin said...

hunharlığın bile sevimli taliscim ya. bir boşluk hisi evet, ama fatih'in ve oyuncuların kredisi onları dolduruyor değil mi? ferzan gibi.

sevgiler

zoitsa said...

aynı duygularla girilmiş aynı duygularla çıkılmıştır efenim..
saygılar...
neydi o yaa

ekmekcikiz said...

Demek ki, bu film hepimizde bir eksiklenme duygusu oluşturmuş.
Neyse, Fatih Akın'a kredm devam ediyor.
İlk çıkışları çok heyecan uyandıran yönetmenlerde, sonraki filmlerde bir çıtayı tutturamama sorunu olabiliyor.
:)

miso said...

Taliscim,
Baltayla dalacak gibi yapıp yine de kibar kibar eleştirmişsin. Pek bir hunharlık yok yani, üzülme sakın. Filmi seyredemedim hala, ama Nurgül Yeşilçay benim için katlanılır gibi değil. Çok özür diliyorum, iyi bir oyuncu belki ama, kadının sesini duydukça kaçacak delik arıyorum. (Cem Özer ise doktora tezi konusu olabilir)

marruu

torkunc said...

talisman hanım,

bendeniz fatih akın'ın hiçbir filmini izlemeden yaşamın kıyısında'yı izlemek talihsizliğine düştüm. neden itici geliyor bu adam bana bilemiyorum. geçenlerde okudum: almanya'da ki genç yönetmenlerden biri f. akın için "onun sayesinden bizi artık daha çok dikkate alıyor. yaptıklarımızı başka bir gözle izliyorlar. o bir buz kıran..." gibi bir şeyler söylemiş. haklıdır kendince...

yaşamın kıyısında ise nası demode bir hikaye anlatma biçimidir öyle. yazınızda belirttiğiniz gibi çok çiğ... son sahnesi de bana barton fink'i ve uzak'ı hatırlattı.

iyi bayramlar efendim...

atila said...

fatih akından daha iyi yapımlar bekliyorum. sana da iyi bayramlar talis :)